AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Deja Schneider

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Deja Schneider
Slytherin VII. Sınıf
Slytherin VII. Sınıf
avatar

Kayıt tarihi : 16/01/11
Mesaj Sayısı : 67
Mücadele Tarafı : Halime.
Belirgin Özellikleri : Lider Ruhlu.
RP Sevgilisi : Yandan halimem yandan seviyom seni candan Seviyosan candan boşan gel kocandan.

MesajKonu: Deja Schneider   Paz 16 Ocak 2011, 16:43

Seçmen Şapka Formu;
Oyuncunun Adı: Buse.
Oyuncunun RP Deneyimi:Yaklaşık 6 yıl.
İstenilen Sınıf: 7. sınıf.
Karakterin Tam Adı ve Soyadı: Deja Schneider.
Karakteristik Özellikleri: Hafifmeşrep, Ucube, Kibirli, soğuk alaycı bir karakteri vardır. Umursamak istemediği şeylerle alakası olmaz. Vefasız ve yeri geldiği zaman kincidir. Yakın arkadaşları dışında kimseyle iletişim kurmaya gerek duymaz. Küçük çocuklardan hoşlanmaz. Hırslıdır ve kendinden güzel olunmasına katlanamaz. Popüler olmak onun için çok önemlidir. Her zaman lider olmak ister.
Sevdikleri:Alkol, sigara, zevk veren her madde. Yakışıklı erkekler. Sütlü tatlılar, kedisi Misa.
Sevmedikleri:Bakımsız kızlar, silik insanlar, çirkin giyinenler. Lakap takılması, gereksiz yakınlık.
Örnek Rol Oyunu;


1993’ün son ayları ve Bosna... Onlara göre tek suçum müslüman olmaktı. Bosna en zor yıllarını geçiriyordu. Öylesine sert geçiyordu ki savaş ve öylesine acı dolu... Ailem hakkında kesin söyleyebileceğim tek şey onları 1992’den beri görmediğimdi. Kryina yağmalanmaya başladığında onlardan ayrılmak zorunda kalmıştım. Bütün müslüman ailelerin evleri yağmalanıyor, polisler geliyor sanki suç işlemişiz gibi bizi karakola götürüyor ve daha sonra toplama kamplarında köle olarak askerlere kullandırtıyordu. Buraya gelen herkesin hikayesi aşağı yukarı böyleydi. İlk başlarda sayımız 200’ü geçiyordu. Sayımız git gide azalıyordu. En kötüsünü yaşamıştık burada. Her türlü işkence pislik... Haftada üç gün sırp askerlerinin kadını oluyorduk. Koğuşa geliyorlar beğendikleri bir kadını alıp çıkıyorlardı. Karşı koyma şansı sıfırdı... Bakire olmayanlar fazla direnmiyordu ama kız olanlar için iş trajikti. O zamanlar kimse henüz dokunmamıştı bana. Kömür karası saçlarımı ince bez parçalarıyla saklamaya çalışıyor genelde iş yapmadığımız günleriyse uyuyayarak geçirmeyi tercih ediyordum. O zamanlar koğuştaki tek sorun bit salgınıydı. O kadar kötü şartlar altında yaşam mücadelesi veriyorduk ki bazıları dayanamamış ve çoktan çürümüştü bile. Ama ne yazıkki bir gün bende farkedilmiştim. Ama yapacak bir şey yoktu.. ‘’Ne olur bırak beni yalvarırım henüz sadece 16 yaşındayım lütfen! Bunu hakedecek hiçbir şey yapmadım!’’ Elbette dinlemedi. Koğuşların hemen üst katında loş ve toz dumanının sarmaladığı bir odaya götürdü beni. Çoğu zaman bahçede herkesin içinde tecavüz ederlerdi. Kendimi şanslı mı hissetmeliydim bilmiyordum. Beni yerde sürüklerken benden pek de farklı halde olmayan kadınların yakınışlarını duymuyordum bile. Amacı belliydi. Bana sahip olacak ve daha sonra canı isterse koğuşa gönderecek canını sıkarsam oracıkta öldürecekti beni. İri ama çekik yeşil gözleri vardı. Kumral gibiydi ama altın sarısı saçları bembeyaz bir teni vardı. Dudakları ince sayılmayacak kalınlıkta ve kocaman elleri... Hiç unutmadım ki. Üstündeki tişörtü çıkarttığında fazlaca gelişmiş olan kaslarını farkettim. Dudaklarıma yapıştığında nefesi deli gibi içki kokuyordu. İğrenmiştim. Onu itelemeye çalışıyor deli gibi haykırıyor, çığlık atıyordum. Ağlıyordum ama onun umrunda değildi. Hızlıca pantolonumu sıyırmıştı ve kendide soyunmuştu. Hiç sendelemeden aniden işe koyulmuştu. Bir an ön öyle bir bağırmıştım ki sarışın sırp adam bile korkmuştu. ‘’ Kes sesini k*ltak. '' Toplama kampında en bakımlı kalmış sayılabilecek bendim. Henüz bitlenmemiş saçlarım ve temiz cildim vardı. Ellerim dışında vücudumda yaralar yoktu. Dikkatini çekmemesi imkansızdı. Bunu hakedecek ne yapmıştık ki biz... Birden bire kan beynime sıçramıştı adeta.. Kasıklarım öylesine acıyordu ki. Gözlerimden yaşlar geliyordu. Bacaklarımın arasından süzülen ılık kan midemi bulandırmıştı. Çok geçmeden yapış yapış olmuştu bile. Bir erkeğe karşı koymak imkansızdı benim için. Şimdi o narin yapılı incecik küçük kız kadın mı olmuştu yani? Bunu düşününce bile içim acıyordu. Dayanılmaz bir ruh çöküntüsüydü benim için. Hala deli gibi bağrıyor ona lanetler saydırıyordum. Nafile... O kadar sarhoştu ki o an burada kız kardeşi bile olsa ona tecavüz edebilecek durumdaydı genç adam. Yaklaşık bir buçuk iki saat bana tecavüz etti. Halinden pek memnun gibiydi. Bağrışlarım sanki artık ona zevk veriyordu. Birden bire sustum. Sadece ağlıyordum artık. Olmayacaktı biliyordum. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bu savaşta hep masumlar ölüyordu ve bende ölecektim. Sırplar bizi katledeceklerdi. İğrenç günler hiçbir zaman geçmeyecekti. Aileme kavuşamayacaktım... '‘Neden yapıyorsun bunu bana neden!’'Dudaklarımdan süzülen son sözlerim bu olmuştu. Daha sonra gözlerimin karardığını hissettim.

Gözlerimi açtığımda başımda bekleyen üç dört asker homurdanıyordu. Üstümde sadece eskimiş bir baddaniye vardı. Fazla pis kokuyordu ama aldırmadım. Askerler uyandığımı gördüklerinde adeta sevinmişcesine söylenmeye başladılar. ‘Seni pislik karı. Bir an öldüğünü düşünüp sevinmiştik, ama duyduğumuza göre hiç fena sevişmiyorsun.’’ Birden kalbime bir soğuk bıçak saplanmıştı. Ağlayamadım. Gülemedim. Tepki bile vermedim. Öylesine pis hissediyordum ki. Banyo yapmak istiyordum. Herhalde askerlere bu isteğimi söylesem kıçlarını açıp gülerlerdi bana. Öyle ki ben bir köleydim. En kötüsünü hakediyordum. Tecavüzü, hırpalanmayı acımayı hakediyordum. Bana sahip olan asker ise bizden biraz uzakta üstü naylonla kaplanmış olan bir sandalyeye oturmuş ve uzaklara dalmıştı. Ondan tiksiniyordum. Bakışlarım odadan çıkana dek onun üzerinde oldu. 2 sırp askeri kolumdan tutarak ve iteleyerek beni koğuşuma doğru götürmeye başladı. Yol boyunca elleriylede taciz etmeyi ihmal etmediler. Tepki veremedim. Veremezdim. Tek dileğim kendimi bir yerlerden atabilmek ve daha fazla acı çekmeden ölebilmekti. Koğuşa geldiğimde insanların gözleri üzerimdeydi. Kimisi aralarında fısırdaşıyor kimisi ise görmezden geliyordu. Koğuşta sıklıkla konuştuğum ve kendime yakın hissettiğim tek kişi vardı. O da Samira’ydı. O B.’den geliyordu ve benden biraz farklı bir hayat hikayesi vardı. Ailesinin zoruyla evlendirilmiş daha sonra evlendiği adama aşık olmuştu. Askerler evi bastığında kocasını öldürmüş onuda buraya getirmişti. Gerçekten içler acısıydı. Samira usulca yanıma yaklaştı. Alnıma ufak bir öpücük kondurarak kolları arasına aldı beni. Ağlamayamadım yine. Tepkide veremedim. Sadece gözlerimi kapatarak buradan kurtulduğumuz günü hayal etmeye başladım.
‘’Çok canın yandı mı?’’
‘’Evet.’’
‘’ Tanrım... Dayınılacak gibi değil. Sen... Daha küçücüksün.’’
Samira ağlamaya başladı. Koynundan usulca doğrularak göz yaşlarını sildim. ‘’Bitecek Samira. Kurtulacağız.’’ Dedim gülümsemeye çalışarak. Buz gibi olmuş ellerini tutarak ona güç vermeye çalıştım. Oysaki ben bitap bir haldeydim. Çok yorgundum.



1994 / Mayıs
Şimdi her şey daha berbattı. Yaklaşık yedi kez daha tecavüze uğramıştım. Her seferinde farklı farklı sırp erkekleri ve farklı fantaziler eşliğinde. Bize bir köpekmişiz gibi davranıyorlardı. İşte yine o günlerden birisiydi. Acı çekecektim. ‘’Kadın benimle geliyorsun’’ Dedi yine o bana ilk kez sahip olan adam.. Ondan sonra iki kez daha birlikte olmuştuk. Diğerlerinden biraz daha farklı ve sessiz bir tipti. Her seferinde sarhoştu. Kollarımdan tutarak beni yukarı kattaki karanlık odaya çıkardı. Kapının arkasındaki sürgüyü hızlı bir biçimde itti. Kollarımdan tutarak üstüme üstüme gelmeye başladı. Gözlerim kapalı aşağıya bakıyordum.
‘’Adın nedir?’’ Dedi ciddi bir ses tonuyla.
‘’Dragica.’’ Diye yanıt verdim aynı ses tonuyla.
‘’Nereden geldin?’’
‘’Kryina.’’

Yüzümü kaldırdım gözlerinin içine baktım. İlk defa göz göze geliyorduk. İçimde garip bir nefret ve farklı bir de his vardı. Bana zorla sahip olan adama kendim hakkında neden bilgi veriyordum ki? Ölmeden ölümümü ilan etmişti o. Ölmüştüm işte. Sadece canlı bir cesettim ben. ‘’İlk bendim... Ama ben olmasaydımda elbet olacaktı.’’ Dedi güzel gözlerini devirerek. Eliyle sandalyeyi işaret etti oturmam için. Kapının sürgüsünü kapattığından emin olmak için kontrol ettikten sonra karşımdaki tüyleri sökülmüş koltuğa yayıldı. ‘’Kaç yaşındasın?’’ Diye sordu merakla asker. Cevap vermedim. Sonuçta bana bu kadar iğrenç davranan bu adamla ne hakkında konuşacaktım ki. O bir katildi, o bir pislikti ve hayvandı. Bugün tek farkı kafası ayıktı. ‘’Merak etme bugün sana zarar vermeyeceğim.’’ Dedi gülümsemeye çalışarak. Gözlerim o an faltaşı gibi açıldı. Ne demekmiş! Zarar vermeyecekmiş! Aferimmiş ona... Resmen benimle dalga geçmeye başladığını düşünüyordum artık. Teşekkür ederim ne büyük incelik... diye geçirdim içimden. ‘’Sanırım bugün alkol almadınız...’’ Diye cevap verdim çekingence. Hayır anlamında başını salladı. Daha sonra kalkarak yanıma yaklaştı. Önümde diz çökmüştü. Şaşkınlıktan ölebilirdim. Ne yapmaya çalışıyordu... ‘’Çok küçük görünüyorsun.’’ Hala gülümsemeye çalışıyordu. Gözlerime bakmayı ihmal etmiyordu. Korkuyordum. Amacı neydi ki? Neden bu kadar sakindi? Yoksa beni öldürecekti de önce oyun mu oynuyordu. Yapmaya çalıştığı şey hakkında herhangi bir fikrim yoktu. ‘’Çok büyük sayılmam.’’ Dedim nefretle gözlerine bakarak. ‘’16...’’ Dedim kısık bir sesle. Asker şaşırmıştı belli ki. Bu kadar da küçük beklemiyordu. Yaşımı söylememden sonra gözlerini benden kaçırmaya başladı. Belli ki kendinden utanmıştı. Küçücük bir kıza tecavüz etmişti çünkü. Bu berbattı. ‘’Çok üzgünüm. Bunu bilmiyordum ben... Bak. Benden bir şeyler iste yalvarıyorum. Kendimi berbat hissediyorum.’’ Dedi ellerimi tutarak. O an ellerimi çektim onun ellerinin arasından hışımla. ‘’Diğerlerinden ne farkın var ki senin? Yeterince zevk mi almadın?’’ Dedim ağlamaklı bir ifadeyle. ‘’Çoğu zaman kendimde olmuyorum. Kafam ayıkken böyle bir şeye asla izin vermem. Sen çok masumsun. Bu savaş... ölenler... Acı çekenler. Sanıyor musun biz çok mutluyuz? Bizde acı çekiyoruz. Sizin askerleriniz bizim kadınlarımızı öldürmüyor mu? Acı çektirmiyor mu sanki?'' Bu sözlerden sonra istem dışı gülümsedim. ‘’Farkında mısınız bilmiyorum fakat siz soykırım yapıyorsunuz!’’ Dedim yumruğumu sıkarak. O an anlamıştı konuşması hiçbir şey ifade etmeyecekti. Çünkü haklıydım. Sırplar soykırım yapıyordu ve kimseye acımadan müslümanları katlediyorlardı. Kadın çocuk... Umurlarında değildik. ‘’Seni affedemem. Ama senden bir şey isteyebilirim... Öldür beni. Bu halde yaşayamam. Öldür kurtar beni. Tek dileğim bu.’’ Oldukça cesurdum. Korkmuyordum ölmekten. Bu yaşamdan daha kolay olacağına emindim çünkü. Bu dayanılmaz acılarımın son bulacağını biliyordum.
‘’Delirdin mi sen?’’
‘’Evet... Ve ölmeyi diliyorum. Bunu her gün yapıyorsun. Zor olmaz senin için.’’
Yutkundu. Beklemiyordu böylesine bir şey dileyeceğimi. Öylece donakalmıştı.


‘’Yap! Yoksa herhangi bir askere yaptırtırım’’ Diye bağırmıştım. İki adım geri çekildi. Tüfeği masanın üzerindeydi. Elleriyle kavradı. Alnındaki teri sildi. Tam kalbimin üzerinden ya da başımdan vurması gerektiğini söyledim. ‘’Vursana pislik. Seni adi g*t!’’ Bir an önce bitmesi için onu sinirlendirmeye çalışıyordum. ‘’Korkak sırp erkeği. Hadisene. Şerefsiz seni. Beş paralık asker.’’ Deli gibi bağrıyordum. Birazdan askerler sesimi duyacak ve burada olacaktı. Bir an önce bitirmeliydi işimi. ‘’Kes sesini b*k karı!’’ İşte beklediğim tepkiydi bu. Adam sanki daha önce kimseyi öldürmemiş gibi titriyordu. Kahkahalarımla işaret ettim elimle haline gülümsüyordum. ‘’Aaaaaa!’’ -‘’Pat’’- Altın vuruş. Ölürken bile gülümseyebilen kaç kişi vardır ki. İşte ben bunlardan biriydim. Ölümü hep merak ederdim. İnsan saniyelere neler yığdırabiliyormuş meğer. Yavaşça görüntü bulanıklaştı daha sonra yere yığılıp titremeye başladım. Nefes alamadığım içindi. Hayatını baştan sonra tekrar yaşayabiliyormuşsun. İşte öyle olmuştu. Şimdi yeniden doğuyordum işte. Ruhum ve bedenimin ayrılış noktasından sonra bedenimin sonsuz uykusunda ona tatlı rüyalar diliyorum.
1993 / Bosna Hersek - Velika Kladuşa. (2 ay sonra Velika Kladuşa kurtarıldı.)


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Deja Schneider
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Fiendfyre :: Karakter Yönetme Merkezi :: İlk Adım :: Seçmen Şapka-
Buraya geçin: