AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Moskova'da Hatıralar.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Robin Fernald
Büyücü
Büyücü
avatar

Kayıt tarihi : 08/11/10
Mesaj Sayısı : 34
Mücadele Tarafı : Arcanum.
Belirgin Özellikleri : Disiplinli, programlı.

MesajKonu: Moskova'da Hatıralar.   Ptsi 22 Kas. 2010, 22:39

Yumuşak bir sessizlik kaplamıştı Simya Tarihi Müzesi'ni. Cam vitrinlerin arkasında yerleştirilip ışıklandırılmış olan çeşitli objeler halka sunuluyor, simya ile ilgili bazı fotoğraflar ayrılmış bölümlerde sergileniyordu. Ortama hâkim olan bu sessizlik insanın ruhunu dinlendirir nitelikte hafif ve melodikti sanki. Kısa bir süre için kendini oradaki koltuklardan birine bırakırken içeri giren insanları incelemeye başladı Robin. 'Bu ülkeye neden geldim ki?' Ahh... Moskova'nın soğuk havası, her gün çıkan çatışmalar, mitingler, silah sesleri... 'Neden?' Komünistlerin mesken tutmuş olduğu bu şehre gelmesinin başlıca sebebi, sersefil olmuş ailesini bulup onları buradan kurtarmaktı. Yine de evine gittiğinde karşılaştığı manzara tamamen boş bir kraterden oluşuyordu. Bombanın mobilyaları bırakın bina üzerinde yarattığı etkinin muazzamlığıyla şaşkına dönerken, artık kemiklerinin bile kalmamış olduğundan emin olduğu annesi ve kız kardeşinin arkasından ağlamış, sonra buna şahit olanları en kötü şekillerde öldürmüş, acı çektirmişti. 'Neden?' Bu soru kafasını epey bir süredir kurcalamaktaydı. Değersiz muggleların değersiz hayatlarını asasının bir hareketiyle almak, onlara acı çektirmek hem de hiç karşılık görmeden... Nesi eğlenceliydi ki bunun? 'Değiştim.' Evet değiştiği doğruydu. Uzun süre sadece bir kaçak olarak hareket etmek, hûkümetin görevlilerinden kaçmak onu değiştirmişti. Artık hayata ve insanlara karşı duyduğu saygıdan büyük parçalar kopmuştu. Eskiden olsa, onun gözyaşlarına şahit olan bu insanları sadece hafızasını silmekle bırakırdı ki bu yapabileceklerinin en ağırı olurdu fakat şimdi, kendisine de saygısının kalmadığını hissediyordu. 'Her şey birbiriyle ilgili, alâkalı. Neden zincirden bir parça koparıyorum?' Örümcek misali zihnine ağlar örmüş olan bu neden sorusundan kurtulamamasıyla ilintili bir küfür savurur ve bakışlarını yere döşenmiş olan kırmızı halıya çevirirken, gözlerini kapattı ve başını elleri arasına aldı. 'Bazen gerçekten tam bir deli olabiliyorum.' Hayatı boyunca sahip olduğu tek insanların, ailesinin şefkat ve ilgisini düşününce bir kez daha gözlerine dolan yaşları parmaklarının ucuyla topladı ve pantolonuna sildi. Islak lekenin giderek kaybolmasını izlerken, yaşamındaki değersiz anların yükü biniyordu omuzlarına. Onu ele geçirmeye çalışan umutsuzluk ve yorgunlukla boğuşurken zaten enerjisinin büyük kısmını kaybetmişti. Ağlamaması gerekirken tekrar onun üstüne gelen bu melankolinin sebebi, ailesinin ölümü değildi hayır. Aslında kendi hayatına karşı duyduğu acımaydı. 'Gereksiz bir yaşam benimkisi.' Bir an zihninde çakan şimşek misali hücum eden cevap sorusu, aklının karışmasına sebep oldu; 'Kimin yaşamı gerekli ki, seninki gereksiz olsun?' Çelişkilerle dolu zihninde hissettiği ağrıyla kaşlarını çattı ve saçını parmakları arasında tutup çekerek fiziksel acısını gidermeye çalıştı. 'Neler oluyor?'

Ah, neyse ki o anda yanında beliren görevlinin sesiyle kendine gelme fırsatı geçmişti eline; 'Efendim, iyi misiniz?' Bakışları yavaşça kırmızı mavi bir üniforma giyip kafasına da komik bir şapka geçirmiş parlak düğmeli gence dönerken, elinin asasına uzandığını hissetti ve kendini durdurdu. 'Önemli bir şey yok, ilginize müteşekkirim.' Gülümsemeyi denemedi bile. İşe yaramayacağını biliyordu. Özellikle son zamanlarda içine girmekten kurtulamadığı bu mutsuzluğun altında hele... Yavaşça ayağa kalkarak hâlâ bakışlarını sırtında hissettiği gence arkasını dönüp müzenin farklı bir noktasına doğru yürümeye başladığında, geçmişi tekrar üstüne binmeye başlamıştı. Hem de tam kurtuldum derken... 'Benim neye ihtiyacım var?' İçki belki? Ah hayır, Robin zaten bu konuda kesin kararlar almış bir adam. Özel günler dışında, acısını hafifletmek için ve buna benzer sebepler yüzünden vücudunu ve zihnini kaybetmek... Bu onun kontrol arzusuna ters düşerdi elbette. Sonuçta hem bedeni, hem ruhu, hem zihni, hem duyguları... Hepsi onun kontrolünde olmalıydı ki en azından bu onun seçimiydi. Etrafında olup bitenlerden her daim haberdâr olmak isteyen yapısı sayesinde güveneceği insanları iyi seçmek gibi bir artı özelliğe sahip olmuştu. İlginç olan, bu kontrol havasının eksikliği durumunda içine düştüğü çıkmazlarla boğuşmak için, 'öldürmeyi' seçmesiydi. Can almak onu her türlü rahatlatıyordu. Nedenini bilmese de... 'Yine neden...' Her şeyin bir nedeni olmalı mı ki? Sadece yaşayıp gitsene be adam.

Yavaşça fotoğraf sergilerinden birine doğru ilerlerken ellerinin titrediğinin farkında bile değildi. Bakışlarını siyah beyaz resimler üzerinde dolaştırırken bile baktığını görmez durumdaydı. Geçmişin puslu anıları altında boğulmakla meşguldü. Birinin onu kurtarmaması durumunda olacaklar, meçhul olsa da çiçekler açmayacağı kesindi. Kısa bir zihin açıklığı kısmında aklından geçen bu düşünceyle güzel dişlerini ortaya çıkaran bir gülümseme sergilerken, fotoğraf dizisi boyunca dolaşmaya devam etti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Syhmphonie Irene Pratt
Model
Model
avatar

Yaş : 24
Kayıt tarihi : 06/11/10
Mesaj Sayısı : 10
Mücadele Tarafı : Çıkarlar söz konusu...
RP Sevgilisi : İstemez ki

MesajKonu: Geri: Moskova'da Hatıralar.   Salı 23 Kas. 2010, 18:51

Durmadan akıp giden zaman... Acımasızca önüne çıkanı ezerken Irene kendini aciz hissediyordu. Oldukça dolu bir müzede sessizce etrafindakileri incelerken kendini dünyadan soyutlanmış hissediyordu. Düşünceleri bir nehir misali akıyordu zihninden. Yakalamaya çalıştığı hayat onu boşvermiş son hızla ilerliyordu. Irene artık peşinden koşmaktan yorulmuştu. Hayatın ortasında yığıp kalmış, kalkıp yeniden koşmak için güç toplamaya çalışıyordu. Belkide bir hiç uğruna girdiği savaşı kazanmak zorunda olduğu hissi her geçen gün büyüyerek kaplıyordu benliğini. Kafasındaki soru işaretleri gittikçe çoğalıyordu. Kimseyle paylaşamadıkları hareketleniyordu yavaşça. Karmaşıklık duygusuna karşı koymak onun için her zaman zor olmuştu. Çocukluğundan beri ne zaman böyle hissetse oturup kendi kendine şarkılar mırıldanırdı. Şimdi mırıldanıcak bir şarkı bile düşünemiyordu.
Birinin gelip onu bu dünyadan çekip götürmesini bekliyordu. Çocukluğundan beri hapsolmuşluk duygusundan kurtulma umudunu asla yitirmemişti. Aksine içindeki umut gittikçe artıyordu. Beklemek ne kadar zor olsada hayat devam ediyordu ve Irene'in ilgilenmesi için sırada bekleyen çok şey vardı.

Yoğun temponun ortasında kendini sadece düşünerek teselli ediyordu. Yaşadıkları kendi suçu değildi. Bunu sadece kendini avutmak için olduğunu biliyordu ama dört kolla sarılıyordu bu düşünceye. 'Bunlar benim suçum değil.'
Aklındaki düşünceler gittikçe şiddetleniyordu. Karşı duvarda asılı eski saatin 'tik tak'ları yoğun gürültüye karışırken Irene'in merak ettikleri vardı. Saat; akrep, yelkovan... Eğer bu saate ayak uydurarak hayatı yakalaması gerekiyorsa hangisine uymalıydı... Hızlı adımlarla ilerleyen yelkovan ve emin adımlarla yavaş yavaş yolunu bulan akrep.. Hangisiyle bir gitmekti zamana uyum sağlamak.? Hangisine ulaşmak doğru zamanı yakalamak.?

Etrafına bakınarak eğlenen insanları izledi. Hepsinin nasıl bu kadar umursamaz göründüklerini merak etti. 'Mutlu olmak o kadar zor değildir belki de Irene.'
Boş gözlerle etrafına bakınırken Irene onun düşüncelerindeki titrek çığlığı işitebiliyordu. İlginç ama bir o kadar güzel bir görüntüsü vardı. Gözleri ifadesizlikle parıldarken Irene derinliklerinde neler olduğunu merak ediyordu. 'İşte orada. Sonunda birbirimizi bulabildik Robin'

Çelişkiler...
Her zaman yaşadıklarına benzemiyordu bu sefer ki... Yıllar önceki hayatının en değerli parçasını ya bir daha görmemek üzere kaybedecek ya da tıpkı eskisi gibi sürekli hayatında olmasını sağlayacaktı. Korkuyordu. Robin onu tersleyebilirdi. Haklıydı. Normalde hiç bir zaman ayrılamadığı arkadaşına hiç bir haber vermeden yıllarca ortadan kaybolmuştu Irene. Şimdi ise hiçbir şey olmamış gibi yanına gidemezdi. Ama onu kaybetmek... Buna değecek miydi? Hayır. Derin bir nefes aldı, gözlerini tekrar ona çevirdi. Hiç değişmemişti. Bütün anılarının gözlerinin önünden bir kez daha geçmesine izin verirken, her ne kadar bunu yapmaması gerektiğini düşünse de adımlarını ona doğru çevirdi. Onun kendisini terslememesini umdu. Unuttuğunu düşünmüyordu. O kadar zaman geçirmişlerdi birlikte unutmuş olamazdı. Bir anda adımları yavaşladı. Durdu. 'Ya unuttuysa?' Düşüncelerini uzaklaştırmak istercesine başını iki yana salladı. Bütün zıt duyguları aynı anda hissedebildiğine hayret etti –heyecanlı, mutlu, üzgün, umutlu... Tekrar adımlarını sıklaştırdı. Yanına geldiğinde -ki bu süre Irene için saatler sürmüş gibi gelmişti- derin bir nefes aldı. Farkında olmadan dudakları aralandı.

"Robin..."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Robin Fernald
Büyücü
Büyücü
avatar

Kayıt tarihi : 08/11/10
Mesaj Sayısı : 34
Mücadele Tarafı : Arcanum.
Belirgin Özellikleri : Disiplinli, programlı.

MesajKonu: Geri: Moskova'da Hatıralar.   Salı 23 Kas. 2010, 19:54

Anlamsızlığa karşı verdiği mücadele içinde amansızca kıvranırken içine düşmüş olduğu soru işaretleriyle dolu dalgalı denizde bir o yana bir bu yana savruluyordu. Acımasız hissediyordu. Karşısına çıkan herhangi bir kimseyi kolayca bitirebilecekmiş, acı çektirmek hususunda hiçbir şey hissetmeyecekmiş gibi boş ve duygusuz... Boş olduğu doğruydu elbette. Hayattan beklediği bir şey kalmamıştı artık. Değer verdiği insanları kaybetmiş, her daim sessizlikle doldurmayı başardığı ruhundaki bu dinginliği kaybetmişti. En değerlisi... Kimdi? Annesi mi? Kız kardeşi mi? Yoksa aile kavramına karşı duyduğu aşırı düşkünlük mü? Evet belki de bütün sorularının cevabı buydu. Ruhunun derinlerinde mevcut olan hastalık misali içine yapışmış egosunun tatmini için yakınında tuttuğu 'aile' kavramının hayatından silinmesi miydi ona ağır gelen? Ya da sadece bir alışkanlık mesela... Alışkanlıktan ibaret bir sevgi gösterisi? Reddedişle sırtını soğuk duvara yaslarken gözlerine yerleşmiş olan acının diğerleri tarafından görülmemesiydi umudu. Asasını çıkarıp etrafa rastgele tahrip edici büyüler savurmamak adına kendini tutarken, yanından gelip geçen insanların gözlerinde gördüğü meraklı ifadeden tiksinir hisseder bulmuştu kendini. 'Neden bakıyorlar?' Bakışlarını kılığına kaydırırken sırtını duvardan çekti ve insanların ilerlediği yönde ilerlemeye devam etti. Üstüne geçirmiş olduğu siyah gömlek, gri ceket ve siyah pantolonu ruhunun dehlizlerinde gizlenmiş karanlığın bir sembolüydü adeta. Yine de bunun pek dikkat çekici nitelikte olduğu söylenemezdi. Yavaşça elleriyle üstünü silker ve gömleğinin üstünde belirginleşmiş toz zerreciklerinin havalanarak uçuşmasına sebep olurken önünden yükselen yumuşak bir sesle bakışları yükseldi ve o karamel gözlerle buluştu. Çehresine şaşkınlığının yansımasına engel olamamıştı. Geçmişin anıları arasında boğulurken, anılarının en canlı, en renkli kısmından bir parça kopup gelmişti karşısınıa; Irene. Neden, nasıl? Bu kaderin bir oyunu muydu her şairin belirttiği gibi? Duygularının önüne koymuş olduğu duvarın yıkıldığını hissedince kaybetmişlik düşüncesiyle sarsıldı. Kaybetmişti zihnini ve geçmişin anıları üşüşmüştü gerçek dünyasına. Hayaletti o kız. Sadece şizofren olduğuna delâlet eden bir semboldü. 'O gerçek olamaz...' Yıllar önce onu, yalnızlığıyla terk eden ve ortadan kaybolan bu kızın ardından dökmüş olduğu gözyaşlarının anısıyla harab olurken, ona dokunma isteği doğmuştu içine bir anda. Yine de onun tekrar kaybolmasının ağırlığına dayanabileceğini sanmıyordu. Yapabileceğini, zaten kaybettiği hayatının ayrılmış bütün parçalarının daha da küçülmesini ve toparlanamayacak derecede dağılmasını istemiyordu. 'Kendinle, zihninle savaş. Her şey bir oyun değil mi?' Ama ya ses? Şizofren hastaları ses duyabilecek kadar ileri derecelerde vakâlara tutulabiliyorlar mıydı ki de bu derece büyük bir hastalık sarmıştı bedenini? Kişisel problemleri vardı belki ama bu tamamen çevresel etmenlerden kaynaklı bir temelsizlik idi.

Cevap verme zorunluluğundaydı, karşısındaki görüntünün gerçekdışı olması durumunda bile. 'Merhaba, Irene.' Ses tonuna katmış olduğu kayıtsızlık, duygularına taktığı bir maskeydi aslında. 'Reddedişin karanlık zindanlarında sürünürken hissettiğim bu acizliğin sebebi nedir ki, aklımı kaçıracak kadar büyük bir darbe indirmiş ruhuma?'
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Syhmphonie Irene Pratt
Model
Model
avatar

Yaş : 24
Kayıt tarihi : 06/11/10
Mesaj Sayısı : 10
Mücadele Tarafı : Çıkarlar söz konusu...
RP Sevgilisi : İstemez ki

MesajKonu: Geri: Moskova'da Hatıralar.   Çarş. 24 Kas. 2010, 17:40

Boşlukta hissediyordu kendini Irene. Ucu ne kadar uğraşırsa uğraşsın gelmeyen bir boşluk. Hani kabuslarınızdan düşerek uyanırsınız da, her şeyin soyut dünyada kaldığını görürsünüz ya, Irene'inkiler adeta somut olarak ona bakıyorlardı. Geçmişin getirdiği korkunç gerçekler bir türlü yakasını bırakmıyordu. Kafası meşgulken gayet rahat olacaktı, bundan emindi, bir nebze de olsa kafasını bu düşüncelerden arındıracaktı. Ama ya kendini yalnız bıraktığında? Hani insan içindekileri anlatmak ister de, anlatamaz ya. Hani yemin ettirirler anlatmaması için? O durumdaydı. Konuşmaması gerekiyordu. Bu kimse için önemli olmasa da...

Ne tepki vereceğini beklerken, Irene ne düşündüğünü merak etti. Herhangi bir ipucu umuduyla Robin'i inceliyor, belki de O’na bakarak hasret gideriyordu. Hiç değişmemişti, ses tonu, gülümsemesi, konuşma tarzı, görünüşü, bakışı… O’nun gözlerine bakarken anıları gözünün önünde canlanıyordu ve hepsinde beraberdiler. Her anını onunla geçirirken birden başka bir kızın buna dahil olmasına dayanamazdı, hele de Robin'in sevgilisi sıfatıyla. Geçen sessizlikten sonra beklenmeyen tepki...

'Merhaba, Irene'

Bazı anlar gelir ki insanlar asla bir çıkış yolu bulamayacaklarını düşünürler. Her şeyin kötüye gittiğini, her saniye daha da derine battığını. Kurtuluş yolu kalmamıştır artık onlar için. Hayatları bir hiçten ibarettir o dakikalardan sonra. Hiç bir şekilde kurtulamayacakmış gibi hissederler, hayat onlar için bitmiştir çoğu kez. Oysa her şey basit bir kaç çözümden ibarettir belki de ancak bu çözümler nedense hiç bir zaman doğru dakikada gelmezler yardıma, hep geç kalırlar, hasta son dakikalarını yaşarken gelen bir ambulans gibidirler bazen. Onlar olay yerine vardığında her şey düzelmeye başlar yavaş yavaş, kimi zamansa gerektiğinden çok daha hızlı... Peki neden her şey daha da kötüye gitmeden bulunamaz bu çözümler? Neden insanların hayatların kararmaya başladığında hatta bazen iyice işler çığrından çıktıktan sonra gelirler hastalarını iyileştirmeye? O kötü zamanlarda açılan yaraların hep bir iz olarak kalması için mi yaparlar bunu? Ya da bazı insanlara özel bir 'Ödeşme Zamanı' olarak mı düşünüyorlar bu anları? Eğer böyle düşünüyorlarsa gerçekten çok başarılılar hepsi... İnsanların gayet güzel ilerleyen hayatlarını tek bir anda en kötü haline çevirebiliyorular gerçekten... Tebrik edilecek kadar büyük bir başarıya sahipler... Ya da en azından Irene'in hayatında bu böyle. Ne yazık...

Sessiz kalmam her ne kadar bana bir yararı olmamakla beraber, her şeyi zorlaştırsa da, diyecek hiçbir şeyim yoktu. Diyecek bir şey bulamıyordum. Neden kendimi kasıyordum ki bu kadar? Neden biraz rahat olup, kendime çeki düzen vermiyordum? Nedeni belliydi... Karşımda asla kaybetmek istemeyeceğim bir insan vardı.

"Tanrım. Lütfen Robin. Hiçbir şey olmamış gibi davranma. Senin açından bakılırsa ben bir dost bile değil, karanlığa mahkum edilecek bir suçluyum. Asla affedilmeyecek bir suçlu."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Robin Fernald
Büyücü
Büyücü
avatar

Kayıt tarihi : 08/11/10
Mesaj Sayısı : 34
Mücadele Tarafı : Arcanum.
Belirgin Özellikleri : Disiplinli, programlı.

MesajKonu: Geri: Moskova'da Hatıralar.   Çarş. 24 Kas. 2010, 23:24

Kızın sözleri karşısında kayıtsızlığını koruma çabası içersinde kendisiyle kavga ederken ruhunda kopan fırtınanın sesini bastırmaya çalışıyordu. Geçmişinin üstüne üşüşmesinin verdiği farklı bir sarhoşluk ve mayhoşluğun etkisinde kıvranmaktaydı aslında. Bu derece büyük hayallerin dünyasına yırtıcı kuşlar misali tünemiş olması, onun kendinden korkmasına sebep olmuştu. Zaten kendine yitirdiği saygısının delilik boyutlarında büyüyeceği fikri ona bir dakika önce çok uzak gelirken karşısındaki tanıdık yüz hatlarıyla dolu beden, bütün iç dünyasını derin bir karmaşaya sürüklemişti. Hayır ilginç olan onun bu karmaşaya girmesini sağlayan şeyin, anıları değil, aradan geçen uzun süreden sonra geride bırakmaktan memnun olduğu, hatta 'geçmiş' adını verdiği sınırın gerisinde yaşadıklarının ardından o sınırların bir kez daha kırılmış olmasıydı. Kontrol arzusu tekrar bedenini ele geçirir, iç sesi ona zihni ve kalbinin kontrolünü ele geçirmesi gerektiğini haykırırken gözlerini kapattı ve kirpiklerinin arasından bir damla gözyaşının yanaklarından aşağıya doğru kaymasına izin verdi. 'Affedilmesi mümkün olmayan bir suçlu mu?' Bazen, gerçekle hayali karıştıran insanlar hususunda yazılar okuduğunda, bunu oldukça garipserdi. Bir insanın olmayan şeyleri görüp onlarla konuşması, nasıl bir oyundu ki hayatın içinde süregelen, insanlar içinde harab olup gidiyordu? Bu korkutucu düşüncenin etkisi altında ürperirken, acısının su yüzüne çıkmasına engel olamamasından kaynaklı bir de keder de dolaşıyordu kalbinin derinliklerinde. Ne demektir, bir insanın kendi hayatına yön veremiyor olması? Siz veya ben gibi bir kişi, bir beden, bir ruh, hayatını başkalarının yönlendirmesine izin vermezdi eminim. Düşünsenize bir etrafınızda mevcut olan insanların, annenizin, babanızın, arkadaşlarınızın sizin yerinize kararlar alıp sizi istemediğiniz yerlere sürüklediğini. Bu durumda hissedilecek olan duygu, ne boşluk, ne anlamsızlık elbette... Sadece acı ve pişmanlıkla dolu kuru nefeslerle bir bardak suyla çöldeki bir adam gibi dudakları çatlak ve gözleri kanlı ruhuyla ayakları üstünde durmak.. İşte ben o zaman kollarımdaki zincirleri kırmak için, mücadele etsem de kurtulamayacağımı bilir ve sadece bakardım. Göremediğimin bilincinde, karanlık ve ruhsuz... İşte o zaman anlamsızlığın ötesinde bir dünyaya kaymak beklenendir.

'İnsanları yaptıkları seçimlerle yargılamam, Irene.' Etkileyici sesi, ruhunun en derinlerindeki acıdan bir miktar pay bile koparamadan çıkıyordu gırtlağından. Uzun yıllar boyunca alışmıştı yalan söylemeye, inkâr etmeye... 'Senin de bu hususta geçerli sebeplerin olmalıydı.' Gözlerinden akan şefkat, sadece acısının bir maskesiydi hâlâ. Maskelerle dolu hayatındaki bu acizlik onu mahvediyordu. Gülmek, ağlamak, üzülmek bile yapmacık gelmeye başlamıştı artık ona. Sanki içinden gelerek yaptığı şeyler bile ifadesizleştirdiği veya ifadeli görünüp, aslında tamamen umursamaz olan ruhunu tatmin etmiyordu. Gülümsediğinde tek hissettiği, yanaklarının gerilişi ve çene kaslarındaki baskı oluyordu. Ağladığında sadece serin bir ıslaklık hissediyordu, yağmur damlasıymışçasına. 'Hayatıma devam ediyorum.' Dudaklarından fırlayan bu kadim sözcüklerin ardından üstüne yağıyormuşçasına hissettiği asit damlalarının yakıcı etkisiyle kavrulurken içinden gelen kelimeleri dışarıya kusmamak için kendini zor tutuyordu. Yapamazdı ki, gerçek dünyasını bir insana açamazdı. Özellikle de ailesini kaybetmişken... Çünkü kelimeler yerine, asasının ucundan çıkacak alevli kıvılcımlar konuşurdu biliyordu. 'Lanetliyim ben.'

Elini yavaşça kadının narin omzuna koydu ve aynı hissiz gülümsemeyi sergileyerek gözlerine yerleştirdiği bir başka mutlu maskeyle kızın kırgın duygularını tatmin ederken, son bir kez kendini hiçe saydığını hissetti. 'Kendini üzmeyi bırak, tatlım.' Parmakları kızın bluzundan kaynaklı açıkta kalan tenine dokununca arzuyla titremiş olsa da bunu dışa vurmamaya çalıştı ve elini geri çekti. 'Ve devam et... Çünkü kamera asla durmuyor.' Gerçekliğinden şüpheye düştüğü bu kadının varlığından uzaklaşması gerekiyordu, ilerlemeliydi, her zaman yaptığı gibi. Duramazdı ki. Hayat ne zaman duruyordu? Hiç... Kıza sırtını dönüp kaslarını gerip ilk adımını atmaya yeltenirken geri dönüp kızın dudaklarına yapışma hissini derinlere itmişti. Bir yanı bağırıyordu; 'Git ve bir anlam, bir amaç kazan aptal.' Diğer yanı ise, daha cılız olsa da mantığının sesini sembolize ediyordu; 'Hayatındaki anlam, anlamsız başka bir yaratıkla kazanılamayacak kadar değerli, büyücü. Git ve yaşamını kendin yarat...' Cehennem kadar çekici olan birinci sese karşı gelme uğraşı içinde ilk adımını attı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Moskova'da Hatıralar.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Bir Ölümün Hatırası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Fiendfyre :: Yerleşim Merkezleri :: Moskova :: Yeraltı Simya Tarihi Müzesi-
Buraya geçin: