AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Büyücülerin Karanlık Şafağı.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Stefan Miroslav
Büyücü
Büyücü


Kayıt tarihi : 13/11/10
Mesaj Sayısı : 69
Mücadele Tarafı : Rilius.
Belirgin Özellikleri : Kadim Drautia, kara büyücü.

MesajKonu: Büyücülerin Karanlık Şafağı.   Paz 14 Kas. 2010, 13:13

R İ L İ U S, I Ş I Ğ I N B E D E L İ.

Foren Alator ve Stefan Miroslav.
Geçmişin tozları temizleniyor. Necrolum ve Dragonat, bir kez daha karşı karşıya.
Gece geç vakitler, Seherbaz'ın Yasak Orman mücadelesinin üç gün sonrası.


Bulgar büyücünün belirsiz silueti, aniden ağaçlar arasında patlayan bir ışık silsilesi eşliğinde karanlığın ortasında belirdiğinde kaçışan yaratıkların sesi doldurmuştu etrafı. Geldiği gibi aniden yok olan bu ışık patlaması, arkasında sadece hafifleyen etkisini bırakırken Stefan, dikkatli gözlerini ayın loş ışığıyla aydınlanmakta olan orman üzerinde gezdirdi ve gülümsedi. Uzun zamandır ilk defa Sihir Bakanlığı ve onun yönetimi altındaki topraklara ayak basıyor olduğu düşüncesi onu hem eğlendiriyor, hem de varolan düzene karşı duyduğu nefretini perçinleyerek asi duygularının ruhunun en derinlerinde tekrar canlanmasına sebebiyet veriyordu. Gözlerini kapatarak burnundan aldığı derin bir nefesle taze toprak kokusunu ciğerlerine doldurur, bu muhteşem aromanın ağzı ve dili boyunca dolaşarak boğazına kadar inmesinin hazzına varırken, memleketinden, aşikâr olduğu ortamdan uzaklaşmış olmanın verdiği rahatlama bütün bedenini kaplamıştı. Gerçekten bir süredir aynı mekânlara girip çıkıyor ve aynı insanların çevresinde dört dönüyor olmasının verdiği bir baskı ve bezginlik işlemişti ruhuna. Bütün duygu ve düşüncelerini uğrunda feda etmekten çekinmeyeceği kara büyüden uzak kalmış olmasının verdiği bir enerjisizlik de özellikle son günlerce bir karabasan misali üzerine çökmüştü. Fakat şimdi hissedebiliyordu onu sabitlemeyi başarmış olan zincirlerden kurtularak bir kez daha özgürce hareket edebildiğini. Amaçsız eylemlerde bulunmak bile genelde ona saçma gelecek olsa da, şimdi gönlünden ne geçiyorsa yapma isteğiyle dolup taşıyordu. Yavaşça elini kaldırıp zarif bir bilek hareketiyle asasını havada hareket ettirmesinin ardından oluşan ışık tepesine doğru yükselip orada asılı kalırken, büyü yaparken sergilediği zariflikten nasibini almış yürüyüşüyle kuru yapraklarla kaplı orman zemini üzerinde ilerlemeye başladı.

Çok uzun yıllar önce yaşamış olduğu sonu gelmez savaşlara kayarken zihni, yumruğunun sessizce sıkıldığının farkına varmadı bile. Bir kara büyücü olmasının getirdiği tehlikelerle hayatı boyunca yüzleşmek, gerek ailesinin, gerekse onunla küçüklüğünden beri hayatı paylaşmış arkadaşlarının ölümlerine eşlik etmek zorunda kalmıştı. Defalarca kez hayatına son vermek, ölmek, bir daha nefes almamak istemişti, tanık olduğu olaylar karşısında. Yaşadığı, aslında yaşamak zorunda bırakıldığı bu tecrübeler her safhada onu sertleştirmiş, duygularından arınmasını sağlamıştı. Gerçekten artık kendisi bile kara büyüye 'bu sayede' başladığına inanır olmuştu. Elbette olay bundan ibaret değildi. Çocukluğundan itibaren ailesi tarafından kanına aşılanmaya başlanmış olan kara büyü aşkı, olgunlaşan bedeni ve ruhuna orantılı bir biçimde giderek büyümüş, erişkin yaşa ulaştığında ise artık bu arzuya daha fazla karşı koyamayacağını hissederek kalbini büyünün karanlık ve 'özgür' olduğuna inandığı kısmına açmıştı. Evet, onun kara büyü hakkındaki düşünceleri 'aşk' ve 'özgürlük' sembollerinden meydana gelmekteydi. Sihrin yasaklarını kırmış olmanın verdiği bir aykırılığın da kişiliğine işlemesine engel olamazken bu kozmik örtünün diğer bir yönünü keşfetmiş, yeniliklerle dolu bir ufkun önünde açıldığını görerek bundan faydalanmak istemişti.

Önündeki karanlık gölgeler arasından sıyrılarak kulaklarına ulaşan derin ve hırıltılı sesle duraklamasına rağmen yüzünde bundan korktuğuna dair en ufak bir emâre oluşmamıştı; 'Gölgelerde yürüyen, hoş geldin.' Havada süzülen ışık huzmesine verdiği büyü enerjisinin akımını kesip ışığı yok ettikten sonra kendi sesinin diğer kişinin kulaklarına ulaşmak üzere süzülmesine izin verdi; 'Neden çağırıldım?' Basit ve yüzeysel bir soru gibi gözüküyor olmasına rağmen adeta karanlığın en derinlerinde gizli olan gerçekler gibi, bu sözcükler de birçok manâya sahiptiler. Hafif bir cüppe hışırtısı ve giderek artan yumuşak ayak seslerinden, söz konusu gizemli kişinin karşısına gelmiş olduğunu tahmin etti. 'Yazgın, bir kez daha belirlendi. Karanlığın peşinde attığın amaçsız adımlar, seni artık bir hedefe doğru götürüyor.' Adamın sesinin onu etkisi altına aldığını fark etti ve ürperdi. Acımasızlık dolu bu sözlerin pençesinden kurtulmaya çalışırken bir dizi sözcük daha yükseldi gecenin içinde; 'Hayatın boyunca bize yapmış olduğun hizmetler mükâfatlandırılacak, istediğin güce ve bilgiye sahip olacaksın. Geceden yapılmış bir taç giyeceksin, ışığı duyumsayan alnına.' Havada asılı kalan bu kelimelerin ardından derin bir nefes almasına manî olamadı. 'Ne yapmamı istiyorsun?' Karşısındaki adamdan hafif bir gülme sesi yükselince, istemsizce kaşlarını çattı. 'Yazgına karşı gelmemeni.' Aniden karanlığın içinde beliren bir çift akkor misali yanan göz, yavaşça Stefan'a doğru yaklaştı. 'Geçmişine karşı gelmemeni.' Yoktan varolan bir rüzgâr Stefan'ın saçlarını havalandırır, toprak zemini kaplamış olan yaprak tabakasının dağılmasına sebep olurken bir kez daha diğerleri arasında 'Gölgelerde Yürüyen' lâkabını almış olmasının verdiği bir güç sarmıştı bedenini. Adamın varlığının yarattığı soğukluk hissinin ortadan kaybolduğunu ve vücut ısısının tekrar yükseldiğini hissettiğinde, asasını bir kez daha sallayarak ışık huzmesinin tekrardan havada oluşmasını sağladı. Hâlâ diğerleri arasında hiyerarşik sıradaki yerini kaybetmemiş olduğunun farkındalığı, boşlukta süzüldüğünü hissettiği zihnini tekrar bir yola sokmasına yardımcı olmuştu. Bakışlarını yavaşça gökyüzüne uzanan dallar arasından adeta sırıtan aya çevirdiğinde, rahatladığını hissetti. Adamın sözlerinin o an için herhangi bir önemi yoktu. Olacak olanlar, gerçekleşirlerdi. Gerçekte de gelecek bir yazgının varlığı, kanıtlanmış hâle gelmişti. Onun sözlerinden şüphe duyması da gereksizdi elbet. Sessizce aya bakarken öten baykuşun sesi, bir an için ürpermesine sebep oldu.


En son Stefan Miroslav tarafından Çarş. 17 Kas. 2010, 22:00 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Foren Alator
Seherbaz
Seherbaz
avatar

Gerçek Adı : Yargı Bilgiç
Yaş : 27
Kayıt tarihi : 09/09/10
Mesaj Sayısı : 504
Mücadele Tarafı : aydınlık
Belirgin Özellikleri : Merak, arkadaşlarına bağlılık, maceraperest
RP Sevgilisi : Galadrıel Lûthien

MesajKonu: Geri: Büyücülerin Karanlık Şafağı.   Paz 14 Kas. 2010, 20:54



Kukuletalı bir büyücü bir anda belirdiği ağaçların arasından etrafı hemen taradı. Civarda kendisinden başka kimse yoktu. Engin bir sessizliğin içine gömülmüş ağaçlar uğursuz karanlığın içinde belirmiş olan büyücüye bir şeyler söylemek istercesine yapraklarını hışırdatıyorlardı. Hafifçe esmekte olan meltem bir deniz kenarında insanın içine huzur yayabilirdi; fakat burada insanın tüylerini diken diken ediyordu. Sanki bu gece kötülüğe gebeydi ve gökte yükselmiş olan ay bu saatlerin tanıklığını yapıyordu. Tekin olmayan ve bunu sonuna dek hissettiren ormanın içinde birkaç adım attı Foren. Kulağına ulaşan adım sesleriyle birlikte yerde bazı kurumuş yaprakları ezdiğini bildiren sinir bozucu bir ton yayıldı ormanın içine. Tüm bunlara rağmen gecenin nefesini içine çekti. Yavaş hareketlerle kukuletasını başından çıkardığında sertleşmiş yüz hatları daha belirgin görünüyordu. Her türlü tehlikeye karşı asasını zarif bir şekilde çıkarırken tüm duyuları tetikte beklemekteydi. Bu ormana gece vakti gelmeyi hiç sevmezdi. Her türlü uğursuzlukla karşılaşabilirdi insan. Fakat aradığı şeyle ilgili bir ipucunun buralarda olduğunu öğrendiği an fırlamıştı karargahtan.

Aslında aradığı şey bir efsaneydi, belki de bir masal. Fakat iç güdüleri bunun yanlış olduğunu söylüyordu. Yavaş ve yerde kayarcasına attığı adımlar eşliğinde pek çok kere öğrenmişti ki… efsaneler gerçektir. Efsaneleri bizzat yaşamıştı. İçlerinde yaşamış onların muhteşem havasını teneffüs etmişti. Birer parçası olmuştu. Şu ya da bu şekilde gerçeklerin örtbas edildiği bir dünyada yer alan pek çok mit şuana gerçek çıkmıştı. Ya da tarihin tozlu sayfalarında yaşayan hakikatler yıllar sonra su üstüne çıkmıştı. Şimdi de öyle bir şeyin olacağını düşünüyordu. Tarihin belki de tarih öncesinin en eski tapınağının peşindeydi. Öğrendiği kadarıyla buralarda bir yerlerde orayla ilgili bir ipucunun olması gerekiyordu. Fakat nerede olduğunu bilmiyordu. Tek bildiği bir kayanın üstüne çiziktirilmiş bir sembolün olduğuydu. Herhangi bir anlama gelebilecek bir sembol ya da bir yazı. Bulmacalardan nefret ederdi; fakat bunu bulması gerekiyordu. İçindeki açlık bunu söylüyordu. Merakı sayesinde tüm yolları aşmış ve yeni bir tanesiyle daha karşılaşmıştı. Her zaman keşfetme arzusuyla yanıp tutuşan bir ruha sahip olmuştu.

Yavaş ve özenli hareketlerle her nesneye bakıyordu. Asasıyla belirli noktalara bakarak büyüyle gizlenmiş bir mesajın bile izlerini arıyordu. İçindeki heyecanı kontrol etmek oldukça zordu. Kalbi bu ormanda bir canlının bulunduğunu haykırmak istercesine deli gibi çarpıyordu. Fakat tüm dikkatinin dağılmasına neden olan bir şey oldu. İlerde duran bir siluet şüphelerini ortaya çıkarmıştı. Soluk dahi almadan gölgeye doğru yaklaşırken gecenin karanlığına karışıp dağılan fısıltılar kulağına çalındı. Çok uzaktaydı hala ve ne konuştuklarını anlaması güçtü. Biraz daha yaklaşmayı düşünüp vücudu bu düşüncesine itaat ederken şimdi tek başına kalmış adamın yüzü azıcık aydınlıkla birlikte göründü. O an olduğu yerde çakılıp kalan büyücü şaşkınlıktan küçük dilini yutacak gibi oldu. Sanki geçmişin sisli tabakasının içinden yükselmiş bir hayaletle karşı karşıyaydı. İçinde kabarmakta olan öfkeyle zar zor başa çıkarken zihni geçmişe daldı. Bu kara büyücüyü dünya seyahati sırasında tanımıştı ve hayatında büyük izlerin yerleşmesine neden olmuştu. Gönüllü bir grupla Avrupa’nın yarısında bu adamı kovalamıştı ve tüm arkadaşlarını kaybetmişti. Hepsi ellerinden yitip gitmişti. Onların yüzü gözlerinin önüne geldiğinde yüreğine büyük bir yük bindi bir anda. Onun izini Bulgaristan’da kaybetmişti ve tüm grubu içinde bir tek kendisi sağ çıkmıştı. Bunu şans olarak mı yorumlamalıydı? Ya da onlardan yetenekli miydi de bir tek kendisi kurtulmuştu? Hayır bunu bir lanet olarak değerlendiriyordu. Kendi takımını kaybettiği gün kendisinin de ölmesi gerekirdi.

Adama yavaş adımlarla yaklaşırken yarım kalmış bir işine gider gibi hissetti. Bu gece bu işi nihayete erdirebilir. Asasını ileri doğrultmuş bir vaziyette yaklaştı hasmına. Bu uğursuz gecede karşılaşmaları bir tesadüf olamazdı. “ Bunca yıldan sonra seni burada görmek büyük bir rastlantı Drautia. “ Sesindeki kin ve alay had safhadaydı. Öfkesi belki de tüm ormanı yakabilecek güçteydi. Kanındaki zehir mantıklı düşünmesini engelliyordu, ölümüne girişeceği bir duellonun kıyısındaydı ve hiç korkmuyordu. Aksine tüm mesleki kuralları bir kenara bırakıp ona ölümcül laneti yapmak istiyordu. Kendisini tutanın ne olduğunu ise anlamış değildi. Etrafına yaydığı öfkenin bunu sağlaması gerekirdi oysa. Kustuğu hiddetinin tüm kalıpları kırmış olması gerekirdi. Bunlar olamıyorsa hala sağlıklı düşünebiliyordu ki bu kendisi açısından iyi bir şeydi. “ Uymayacağını bilsen de teslim olman senin hayrına olur. “ Dratuia’yı tanıdığı kadarıyla teslim olacak biri değildi. Şansını zorlamak adına her şeyi yapardı bu habis yaratık.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Stefan Miroslav
Büyücü
Büyücü


Kayıt tarihi : 13/11/10
Mesaj Sayısı : 69
Mücadele Tarafı : Rilius.
Belirgin Özellikleri : Kadim Drautia, kara büyücü.

MesajKonu: Geri: Büyücülerin Karanlık Şafağı.   Paz 14 Kas. 2010, 22:05

Yumuşak bir rüzgârın saçlarını havalandırmasına izin vererek bakışlarını tekrar ormanın karanlığına doğru indirirken, etrafını sarmış olan sessizlikle dinlendiğini, uzun zamandan sonra bir kez daha tam anlamıyla çevresinde olup bitenlerin farkına varabildiğini hissetti. Hayatı boyunca çok fazla insanın olmadığı ortamlarda yaşamış olmasının verdiği bir kalabalığa ve gürültüye karşı gösterilen tahammülsüzlük mevcuttu kişiliğinde. Bulgaristan'da saklanmak zorunda olduğu süre boyunca da gerçekten kalabalık ortamlara girip çıkmak zorunda kalmış, yalnız kalma riskini alamayacağı düşüncesiyle tek başına hareket etmekten kaçınmıştı ancak şimdi görebiliyordu yaptığı bu seçimlerin sadece cılız bir korkaklıktan ibaret olduğunu. Bir gün önce odasında İşaret'in çağrısını hissettiğinde verdiği tepki gözünün önüne gelince gülümsemeden edemedi. Gerçekten korkmuş, daha önce hiç endişelenmediği kadar endişelenmişti. Sonuçta, insansı yaşamını sınırlamış olmasının getirilerinden biri olan paranoya özellikle son zamanlarda epey bir kök salmıştı bedeninde. Artık kara büyü eylemlerine devam etmiyor olduğunun bilincinde olan kendinden üstün varlıkların onu cezalandıracağı düşüncesiyle de paranoyasını beslemişti, tıpkı ejderhasını besleyen bir büyücü misali. O ejderha kadar hızlı büyümüştü olmayan gerçekliklere karşı duyulan korku. Fakat İşaret'in etkisini hisseden yandaşlarından biri onu buluşma noktasına gitmeye zorlamış, eğer orada olmazsa gerçekleşeceklerin çok daha kötüleşeceği fikrini zihnine sokarak onu daha çok korkutmuştu. İlk korkusundan üstün gelen bu ikincil korkusundan güç alarak gelmişti fakat şimdi görebiliyordu bu yaşadıklarının büyük bir saçmalıktan ibaret olduğunu. Gülümsemesini sürdürmeye devam ederek gözlerini kapatırken aniden sol tarafında beliren auranın varlığıyla vücudu titredi ve gözleri, hemen bir kez daha açıldı. Çok hızlı vermiş olduğu bu fiziksel tepkimenin, sinsi düşmanı tarafından fark edilmemiş olmasını umarak o tarafa bakmadan doğal davranmaya devam ederken dudaklarından bir fısıltı olarak çıkan sözcüklerin duyulmaması için dua etti. 'Orsevio Prestix.' Bu sefer kendi aurasının dalgalandığını hissederek etrafında görünmez bir kalkanın oluştuğunun bilincinde kişinin kendisini göstermesini beklemeye başlarken, asasına daha bir sıkı sarılmıştı. Derin bir nefes aldı ve biraz önce sessizliği bozan baykuşun sesi, bir kez daha ürpermesine sebep olarak yakında bir yerlerden yükselirken ışığın aydınlattığı alana çıkan tanıdık simânın gözlerine bakar buldu kendini.

'Seherbaz?' Zihninde çakan bu düşünceyle beraber gözlerini kırpıştırma ihtiyacı duymuştu. 'Onun burada ne işi var?' Bütün yüreğini korku ve inkâr duygusu doldururken adamın sözleri, küçük buz parçaları misali havaya yayıldı. 'Bunca yıldan sonra seni burada görmek büyük bir rastlantı, Drautia.' Bu kadim sözcüğün telaffuzu ile hatıraları arasına gömülürken hissetmekte olduğu acizlikle asasını bile kaldıramayacak kadar güçten düşmüş olduğunu fark etti. 'Ne?' Hayatı, savaşmayı ve büyü yapmayı ona öğreten grubunu, Rilius'u hatırladığında titremeye başladı. 'Nasıl?' Küçüklüğünden itibaren onu ailesinin isteğiyle kendi himâyesi altına almış olan Marcus'un anısı bütün diğer anılarından üstün gelerek suyun en üstüne yayılırken, korkunun yerini öfkenin ele geçirdiğini hissetti. Evet, kirli geçmişinden bir parçanın karşısında duruyor olduğu gerçeğini de kabullenmiş görünüyordu. Geçmiş yaşantısında büyük bir aktiflikle sürdürmüş olduğu kara büyü faaliyetlerinin bir sonucu olan Rilius, Marcus'un öğretileri sayesinde lideri olmayı başardığı hiyerarşik düzen üzerine kurulu olan bir gruptu. Öğretmeninin de içinde bulunduğu bu örgütlenmenin amacı, kara büyünün gücünü ve itibarını yükselterek adını sihir dünyasında duyurmak, Hogwarts gibi temel eğitim veren okullara böyle bir gücün varlığını ve gerekliliğini kabul ettirmekti. Fakat bu durumdan haberdâr olan bazı seherbaz ve çeşitli gönüllü savaşçılar, Rilius'u en zayıf anında vurmuş, beklemedikleri bir dönemde onları şaşırtan saldırılarla geri püskürtmüştü. Zaman içinde savunmaları zayıflayan örgüt en sonunda daha fazla geri çekilmemeye karar vererek bu resmî savaşçılarla kıyasıya çarpışmıştı. Stefan'ın hatırladığı kadarıyla arkadaşlarının çoğu, enerjilerini tüketecek derecede onları aşan büyüler yapmaları yüzünden kuruyarak ölmüş, bir kısmı da seherbazların saldırısı esnasında can vermişti. Tam bir katliamdı. Rilius uğrunda kendini feda eden birçok büyücü, karşıdaki grubu tamamıyle temizlemeyi başaracak derecede güçlü sarsıntılara ve patlamalara imzalarını atmış olmasına rağmen tıpkı Stefan gibi oradan bir kişi kurtulmayı başarmış, iyice güçten düşmüş olan bu yalnız karabüyücüyü Bulgaristan'a kadar kovalamıştı. Oradaki bağlantıları sayesinde kurtulmayı başarmış olduğu bu asalı mahlûkâtı şimdi karşısında görüyor olmak, grupla birlikte kendini tüketen Marcus'un intikamını birkez daha hissetmesi anlamına geliyordu. Onca arkadaşı, meslektaşı, yandaşı... Yoklardı artık. Yumruğunu sıktı.

'Uymayacağını bilsem de, teslim olman senin hayrına olacaktır.' Hissettiği öfkenin ve öldürme arzusunun peşinde sürüklendiğini hissederek gülerken, karşısındaki bu cılız savaşçının gücündan haberdâr olmadığı düşüncesi sarmıştı bütün bedenini. Küçümseme dolu sesi karanlıkta yankılandı; 'Tesadüf diye bir şey yoktur, Foren.' İsmini hatırlamayı başarmıştı. Asa tutmayan elinin parmaklarını çıtlattıktan sonra delice gülümsemesi eşliğinde sözcüklerinin seherbaza doğru uçmasına izin verdi tekrar; 'Benim teslim olmam yerine bana asanı vererek buradan çekip gitmene ne dersin? Böylece cılız hayatını daha önce de yapmış olduğum gibi bağışlayabilirim. Lâkin bu hususta bana yalvarman lazım gelecek.' Dolambaçlı merdivenlere benzeyen sözlerinin ardından beyaz dişlerini ortaya çıkaran bir gülümseme daha sergilemişti.


Stefan demiş ki:
Orsevio Prestix; bir çeşit kalkan büyüsüdür. Kendisine çarpan büyünün emilimini sağlayarak etkinin yok olmasını, kullanılan gücün ortadan kalkmasını sağlar. Büyünün engelleyeceği etkilerin gücü, büyücünün tecrübe ve yeteneğiyle ilintili olarak büyür ve küçülür.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Foren Alator
Seherbaz
Seherbaz
avatar

Gerçek Adı : Yargı Bilgiç
Yaş : 27
Kayıt tarihi : 09/09/10
Mesaj Sayısı : 504
Mücadele Tarafı : aydınlık
Belirgin Özellikleri : Merak, arkadaşlarına bağlılık, maceraperest
RP Sevgilisi : Galadrıel Lûthien

MesajKonu: Geri: Büyücülerin Karanlık Şafağı.   Paz 14 Kas. 2010, 23:30



Benliği ormanda, zihni hala geçmişin acılı sularında yüzüyordu. Dokuz arkadaşını kaybetmişti. Her birinin yüzünü hala net bir şekilde hatırlıyordu ve girdikleri büyük savaşı da. Liderleri Flavus’un acı içinde can verişini görmüştü. Cehennemin en derin köşelerini yaşamıştı o savaşta. Nasıl sağ çıktığını hala bilmiyordu. Flavus’tan daha mı iyiydi sanki. O adam eşsiz bir büyücüydü. Hiç görmediği büyüleri o savaşta yapıldığını görmüştü. Onların bir kısmı da Flavus’a aitti. Kendisine öğretmen, arkadaş hatta baba olmuştu. Yaşlıca biriydi ve her zaman idealindeki baba profiline uyan tek kişi oydu. Onun yokluğuna alışmak çok zor olmuştu. Bazen hala yaşadığını düşünüyordu; fakat yokluğun verdiği sarsıcı darbe her zaman ümitlerini kırıyordu hiç olmadık zamanlarda. Acısı dalga dalga gelmişti ilk zamanlar. Gözleriyle görmüş olsa bile bir yerden fırlayacakmış gibi hissediyordu. Fakat zamanla küle dönüşen acının sadece tozları kalmıştı kalbinde ağırlık yapan ve o da hiç geçmemişti. Katili ise karşısında duruyordu. Hayatında kimseye karşı hissetmediği nefret şuanda önündeki büyücüye doğru akıyordu. Asa tutan eli zangır zangır titremekteyken,bBoşta kalan eli yumruk şeklini almıştı. Tırnakların derisini kestiğini fark etmiyordu bile. Kalbinden sızan acı ve öfke her şeyi bastırmıştı.

'Benim teslim olmam yerine bana asanı vererek buradan çekip gitmene ne dersin? Böylece cılız hayatını daha önce de yapmış olduğum gibi bağışlayabilirim. Lâkin bu hususta bana yalvarman lazım gelecek.' 'Yalvarmak? Bu adam budala olmalıydı.' Tüm avrupayı karşısında yalvarmak için kat etmemişti. Bunun verdiği düşünceyle birlikte kesik kesik gülmeye başladı. Gülmesi kulak tırmalayacı bir tona ulaşana kadar durmadı. Kahkasında bir neşe yoktu. Öfke, hiddet, intkam, nefretin gölgeleri karışmıştı kahkahasına ve gecenin boşluğuna gönderiyordu onları. “ Bunca yıldan sonra hala bunları düşünüyorsan budalasın demektir Drautia. “ Yüzündek ifade ciddileşirken bir adım kadar yaklaşmıştı. Adamın etrafında sanki görünmez bir auranın titreşimleri vardı; fakat bunları şuan idrak edemeyecek kadar öfkeliydi. “ Katlettiğin arkadaşlarımdan hangisi sana yalvardı ha? Tüm kardeşlerimi elimden aldın…babam saydığım insanı katlettin…masum insanların kanı hala elinde. “ Sakin başlayan konuşması gittikçe yükselerek sonunda bağırmaya dönüşmüştü. Böyle birine merhamet gösterilemezdi. Yaşamayı bile hak etmiyordu ki ona teslim olması gerektiğini söylüyordu. Zaten teslim olsa bile alacağı şey güzel öpücük olacaktı ruh emicilerden. Geriye kalacağı kabukla da kendisi oynardı artık. Düşüncelerinden tiksinmesine rağmen bunlardan saditçe bir zevk almaya başlamıştı. Sanki vücuduna karışmış bir zehir vardı ve kendisine acı vermesine rağmen zehrin yerinde kalmasını istiyordu.

“ Senin yaşamaya hakkın yok. “ Tükürürcesine sarf ettiği kelimelerden sonra asasını daha sıkı tutu. Ona en acılı ölümü tattıracaktı. Oyun oynamak istemiyordu zaten mantığının sağlıklı kalabilmiş bir kısmı tehlikeli bir oyuna girmemesi gerektiğini söylüyordu. “ Flain Adarus! “ Tüm gücüyle haykırdığı sözcüklerden sonra asasının ucu bir sigaraymışçasına parladı. Gittikçe parlaklılığı artan kırmızı ışıktan sonra Dragonat’tan hiç görülmemiş parlaklıkta dört alev sütunu kavis çizerek bir metre kadar önünde birleşmeye başladı. Asadan akıp bir top halini alan alev dalgası gittikçe büyüdü. Durmaksızın büyüyen cehennemsi sıcaklıkta ve eşsiz parlaklıkta olan inci bir anda serbest kaldı. Hızla aldığı mesafeden sonra Drautia’nın kalkanına çarpan büyü bir patlamayla geceyi gündüze çevirdi. Sıcaklığı kendisine kadar ulaşan büyünün karşısında yüzünü ekşitti. Adamın küle dönüştüğünü düşünürken karşısında hala sapasağlam durduğunu görünce şaşkınlıktan bir süre konuşamadı. 'Nasıl kurtulmuştu? Bu imkansızdı. Böyle bir büyüye karşı nasıl bir savunma olabilirdi ki?' Adamın etrafındaki aurayı hatırlayınca durumun farkına varmıştı. Daha ilk baştan beri kendisini korumaya almıştı anlaşılan. Gözlerini kısıp daha dikkatli bakınca auranın etrafta olmadığını gördü. Büyüsü korumayı kendisiyle birlikte alıp götürmüş olmalıydı.

Gözleri yakınlardaki ağaçlara kayınca aklına bir fikir geldi. Dudakları sinsi bir gülüşle kıvrılırken asasını yakınlardaki ağaçlara çevirdi. Hızlı ve kıvrak bir şekilde yaptığı bilek hareketinden sonra Drautia’nın yakınlarındaki tüm ağaçların yaprakları dallarından ayrılıp havada asılı kaldı. Hızlı bir şekilde hasmına baktıktan sonra başka bir bilek hareketinden sonra yaprakların hepsi keskin disklere dönüşüp tehditkar bir şekilde havada dönmeye başladı. Asasıyla onların dönüşünü arttırırken etraflarında bir güç aurası meydana gelmeye başladı. Güçleri katlandıkça katlanan diskler bir anda serbest kaldı. Son sürat hızla hedefe doğru dalışa geçen güç aurasıyla kaplanmış keskin diskler hedefini parçalayacak bir kaplan sürüsünü andırıyordu.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Stefan Miroslav
Büyücü
Büyücü


Kayıt tarihi : 13/11/10
Mesaj Sayısı : 69
Mücadele Tarafı : Rilius.
Belirgin Özellikleri : Kadim Drautia, kara büyücü.

MesajKonu: Geri: Büyücülerin Karanlık Şafağı.   Ptsi 15 Kas. 2010, 00:44

'Bir insanın geleceğinin, yazgısının, geçmişinden geçiyor olması kulağa ne kadar ironik geliyor değil mi? Biliyorum, geleceği geçmiş oluşturur, fakat geleceğin geçmiş olması, nasıl bir sapkınlıktır?' Foren'in gülüşü kulaklarına ulaşır ve gerilmesine sebep olurken bir kez daha kendine olan güveninin sarsıldığını hissetti. Boşta olan yumruğunu sıkarak gücünü toplamaya çalışırken etrafını kaplamış olduğunu hissettiği acizlikten soyutlamaya çalışıyordu kendini. Bütün geçmişi boyunca zihnindeki soru işaretleriyle yaşamış, her daim nefes almasının sebebini sorgulayarak bazen karamsar, bazen ise bir amacı olduğu düşüncesinde şen şakrak olmuştu. Fakat şimdi adeta grileşmiş, çevresini kaplayan renklerden arıtılmış gibi boş ve gereksiz görmeye başlamıştı bedenini. Savaşmasının, ayakta durmaya devam etmesinin sebepsiz olduğuna inandırmaya çalışıyordu kendini sanki. Bir alışkanlık hâline gelmiş olmasından ötürü zarifçe düello pozisyonuna geçerken istemsizce hatıraları arasında gömüldü ve kayboldu.

Geçmişin, Geleceğin. Onu yaşamayı bilmelisin.

'Stefan! Odaklan!' Öğretmeni Marcus'un sesi üzerine dün geceden kalma uykusuzluğundan sıyrılarak kapanmış gözlerini açtı ve etrafına baktı. Her zaman tâlim yaptıkları büyük boş odada, karşısında Marcus ile duruyordu. Hâlâ gelişme sürecinde olan bedeninde fiziksel antrenmanların bir getirisi olan sızlamalar karşısında gayriihtiyarî yüzünü buruştururken, Marcus'un sesi bir kez daha yükselmişti; 'Bu tembelliğinin sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaksın.' Kısa süre önce başlamış oldukları kara büyü eğitimi sürecinde ailesinin öğretmeni olarak atadığı bu adama kayarken gözleri, ruhuna çökmüş olan kasvetli havanın hat safhalarda arttığını ve bedenini ele geçirdiğini hissetti. Ellerini derinlerden gelen bir acıyla kasarak üzerine dayanmış olduğu dolaptan kalktı ve Marcus'a bakmaya devam ederken asasını daha bir sıkı kavradı. Bakışlarına yerleşmiş olan aykırı tavrın dışa yansımasına izin veriyor, hatta ve hatta bu duygusunu sanki 'dışarı' iteliyordu. Gösterdiği bu anlamsız tepkinin altında yatan gerekçelerin ne olduğunu bilmemesine rağmen, öğretmenine baş kaldırmamayı öğrenmiş biri olarak, bunu yapıyor olmak onu epey bir zorluyordu. 'Sen artık benimsin çocuk! Ve sonsuza dek benim olacaksın.' Bağırmadan çok sinirli bir fısıltı eşliğinde havaya dağılan bu sözcüklerin ardından hissettiği öfkeyi daha fazla içinde tutamadı; 'Ailem bile beni bırakmışken senin gibi sefil bir adamın beni sahiplenmesi çok gözyaşartıcı, Marcus.' Aniden suratında patlayan sert yumrukla geriye doğru bir kalas misali devrilirken görüşünü kaplamış olan beyaz ışıkla kendinden geçmişti. Sertçe yere düştüğünde ciğerlerindeki nefesin boşalmasıyla hareket edemeyecek kadar güçten düştüğünü fark ettiğinde, yakasına sarılan ellere de karşı koyamaz bulmuştu kendini. Yerden kaldırıldığını hissederken, gömleğine yapışmış bu güçlü parmakların dost eli olmadığının bilincindeydi. Sertçe soğuk duvara yapıştırıldığını hissettikten sonra kulağının hemen yanında hissettiği sıcak nefes, Marcus'un yanına yaklaştığının işaretiydi. 'Beni dinle Stefan. Şu durumda sefil olan biri varsa, bunun sen olduğu konusunda anlaşalım. Seni yanıma almamın tek sebebiyse, sende gördüğüm potansiyel ve güçtür. Eğer asi tavırlarını alıp bir tarafına sokmadan önce, itaatkâr olmayı öğrenemezsen seninle işim var demektir.' Görüşü yerine gelen Stefan gözlerini bir kez daha Marcus'un gözlerine diktiğinde o gözlerde gördüğü acı ve umutsuzluk duygusuyla sarsıldı. 'Ayrıca seni yanına almaya yeltenen tek kişinin ben olduğum gerçeğini de unutmamalısın.' Bu sözlerinin ardından Stefan'ı bırakmış, kapıya yönelmişti. Yanağındaki yanma hissi üzerinde elini şişliğin üzerine götürürken, o gözlerde gördüğü acıyı hiçbir zaman unutamayacağı düşüncesi kaplamıştı zihnini.

Saniyeler dakikaları oluştururken, saatler kadar yavaş ol, nefes alırken.

Yüzüne çarpan büyük sıcaklıkla kendine gelince bir anda önünde belirmiş olan alev hortumunun üzerine gelmesiyle istemsizce geriye doğru bir adım attı. Fakat önündeki koruyucu kalkanın emici özelliği sayesinde ateşin gücü büyük oranda zayıflayarak sonunda güçlü bir patlamayla yok olurken, zafer kazanmışçasına gülümsemişti. Alev almış birkaç ağacın kızılımsı ışığı altında parıldayan kristalleşmiş toprağa bakarken böyle bir büyüyü önceden kullanmayı akıl etmiş olduğu için içinden şükretti ve bakışlarını tekrar Foren'in üzerine çevirdi. 'Başarıya ulaşma yolunda atılmış olan adımların altında kimlerin feda edildiğinin bir önemi yoktur, seherbaz. Bunu senin benden çok daha iyi biliyor olman lazım.' Katledilmiş arkadaşlarını düşününce tekrar öfkelenmiş, savaşmak için bir sebebe ihtiyacı olmadığının farkındalığıyla asasına tekrar sarılmıştı. Çok kısa bir süre için gözlerini kapattıktan sonra karşısındaki büyücünün hareketlendiğini fark etti. Alaycı bir gülümseme suratını kaplar, adamın yaptığını bir kez daha engelleyecek olduğu düşüncesiyle rahatça sonraki hamleyi beklerken, düello kurallarını uyguluyor olduğunun farkında vardı ve eğlenceli bir ruh havasına girdi. Centilmenliğinden savaşt bile taviz vermiyor, kişiliği ve prensipleri doğrultusunda hareket ediyordu, yine. Derin bir nefes alarak göğsünü şişirdikten sonra asasını öne doğru uzattı ve gelecek olan saldırının ne olduğu merakı içinde beklemeye devam etti. 'Onu öldüreceğim.' Marcus'u düşündü bir kez daha. 'Onu parçalara ayıracağım.' Aniden tepesinde bir noktadan yükselen ince vınlama sesleriyle bakışlarını yukarı doğru çevirdi. Karşılaştığı manzara onu epey bir afallatmıştı. Yine de dönmenin verdiği etkiyle bulanıklaşarak ve parlayarak havada asılı duran yaprakların üstüne hareket etmeye başlamasıyla büyülü sözcükleri haykırması bir olmuştu. 'Seprimo Jexia!' Tek dizinin üstüne çöktü ve ortaya çıkan gücün altında kontrolünü kaybetmemek için iki eliyle asayı havaya kaldırdı. Asanın ucundan muazzam bir güçle havaya doğru yayılan ısı dalgası görünür derecede bariz bir bulanıklığa sebep olarak dalgalanmalarla yaprakları küle dönüştürürken çıkan ses alanı doldurmuş, yoktan varolan bu sıcak rüzgârla ağaçların yapraklarının ucu tütsülenmiş ve hareketlenmişti. Yeterli olduğunu düşünerek büyüyü kesti ve gülerek tekrar ayağa kalktı. 'Güven bana, bundan çok daha fazlası gerekiyor Foren.' Asasını kaldırdı ve haykırdı. 'Necrumo Piervius!' Asanın ucundan ileri doğru fırlayan mor ışınlar farklı yönlerden seherbazın bedenine doğru saldırıya geçerken aynı alaycı gülümseme, tekrar belirmişti Stefan'ın yüzünde.


Stefan demiş ki:
Seprimo Jexia; ısı dalgası büyüsüdür. Geniş bir alan kapsamakta olup, etki ettiği bölgenin alev almadan külleşmesini sağlar. Cisimleri içten yakarak tüketirken canlılar üzerinde mikrodalga etkisine sahiptir. Güçlü ve yapılması zordur.

Necrume Piervius; ölümün kollarıdır. Bedendeki sinir uçlarının toplanmış olduğu noktalara, farklı kültürlerce adlandırılmış olan 'çakra' kısımlarına saldırarak kişinin bedenini bir süreliğine hareketsiz kılar, geçici felç etkisi verir. Felçin süresi büyücünün gücüyle doğru orantılıdır. -Mor ışın huzmeleri şeklinde asanın ucundan çıkarlar ve asayla bağlantılarını sürdürürken, kurbanın bedenine çarparlar.-
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Foren Alator
Seherbaz
Seherbaz
avatar

Gerçek Adı : Yargı Bilgiç
Yaş : 27
Kayıt tarihi : 09/09/10
Mesaj Sayısı : 504
Mücadele Tarafı : aydınlık
Belirgin Özellikleri : Merak, arkadaşlarına bağlılık, maceraperest
RP Sevgilisi : Galadrıel Lûthien

MesajKonu: Geri: Büyücülerin Karanlık Şafağı.   Ptsi 15 Kas. 2010, 04:08




‘Geçmişin küllerinin bir insanın nefesini hala kesebiliyor oluşu mutlak bir saçmalıktır! ‘ Bu düşünce zihninin tüm kıvrımlarını işgal ediyordu. Sanki geçmişteki bir savaşı tekrar yaşıyordu. Flavus ve diğerleriyle birlikte karşısındaki hilkat garibesiyle savaşıyordu. Peki diğerleri neredeydi? Çoktan ölmüşlerdi mezarlarında belki de sadece kemikleri kalmıştı. Büyük bir yıkımdan kurtulabilmiş, iç içe geçmiş düşman hayatlar varlığını sürdürmekteydi artık. Fakat ikisi de var olamazdı. Biri ölmeliydi. Kimin olacağı umurunda değildi Foren’in. Bu, pekala kendisi de olabilirdi. Tek istediği acısının sona ermesiydi. Huzura kavuşmak istiyordu ve bir yok oluşla mümkün olacaktı.

Her şey tekrar tekrar gözlerinin önünde yaşanırken büyüsünün işe yaramaması kendisini şaşırtmıştı. Büyücünün yaptığı savunma oldukça ilginçti ve yüzlerce diski yok etmişti. Bezgin bir bakışla hasmına bakarken kızgınlık alev almışçasına tekrar tüm bedenini kapladı beraberinde getirdiği inatla birlikte. Drautia’ya gereken dersi vermeden ölmeye niyeti yoktu. Ona dünyada kimsenin çekmediği acıları yaşatmak istiyordu. Yaptığı her günahın bedelini ödetecekti. Ona mahşer gününün yakıcı acılarını tattırmayı istiyordu. Fakat bunu yapabilecek gücü kendisinde bulabilecek miydi? İkilemde kaldığı zamanlardaki gibi bir anlığına yaşama isteğini yitirdi. ‘Belki de bu işi burada bitirmeliyim.’ Aklındaki fikir düşmanın ayağa kalkarken söyledikleri sırasında son buldu. Geldiği gibi uçup gitmişti. Kendisine doğru gelen büyülere gözlerini kısarak cevap verdi ilk başta. Farklı yönlerden kendisine dalışan geçen mor ışınlara bakarken kendisine öğretilen bir büyü aklına geldi hemen. Asasını omuz hizasına kaldırıp ucu yukarı gelecek şekilde tuttuktan sonra kelimeler fısıltı şeklinde dudaklarından döküldü: “ Alba Culasus!” Etrafında oluşan bembeyaz küre bir dost sıcaklığıyla çevresini sardı. Büyüyü yapması sorun değildi. Önemli olan devam ettirecek kuvveti kendisinde bulabilecek olmasıydı. Bunun için kararlılığını arttıracak bir anıya konsantre olması gerekiyordu ki mor ışınların küreye çarpmasıyla birlikte geçmişin sisli diyarına adımını attı…

“ Kayıplar kaçınılmazdır Foren. Önemli olan dostunu kalbinde yaşatabilmektir. “ Göz yaşlarıyla sulanmış bir yüze dokunan şefkatli elin sahibinden gelmişti bu sözcükler. Karabüyücülerle kovalamaca esnasında yaşadıkları bir savaştan sonra ellerinde kayıplarla birlikte onların izlerini tekrar kaybetmişlerdi. Genç büyücüyse arkadaşının başında hüznünü saçıyordu. Flavus’un telkin edici sözlerine rağmen kendisini kaybolmuş hissediyordu. Üstelik ustasının gözlerinde gördüğü hüzünlü bir kararlılık bile kendisini etkilemeye yetmemişti. “ Kalbim daha fazla yükü kaldıramayacak durumda Flavus. “ Yüzü ciddileşen yaşlı büyücü Foren’in yanına oturdu hemen. Onu anlıyordu. Hüznüne, acısına ortaktı. Babacan tavırlarla sırtını sıvazladı. Bu kadar acıdan sonra hala insan kalabilmeyi başarmış ender kişilerdendi Flavus. Foren bunu defalarca takdir etmişti. Yüreği katılaşmamıştı ve her zaman en iyi öğretmen olmuştu, hatta bir baba… “ Yüreğimizin bizim anlayamadığımız derinlikleri vardır evlat. Sen sadece içini doldurmak iste. O seve seve bu görevi yapacaktır. “ Başını dostunun boynuna dayamış bir şekilde sessiz hıçkırıklarla sarsılırken bu sözcükler kulaklarını doldurmuştu. Umutla öğretmenin yüzüne bakarken onaylayan bakışlar içine işlemişti…

Sarsıcı darbeleri atlattığını anladığı an kürenin parlaklılığı artmıştı. Büyünün yüzünde dolaşan yansıması kendisini rahatsız etmiyordu. Bir dost sıcaklığı yayıyordu etrafa sanki. Dışarıdan büyünün nasıl bir etkisi olduğunuysa tahmin dahi edemiyordu. Muhtemelen yaydığı parlaklık insanın gözlerini acıtacak seviyedeydi. Büyüyü devam ettirebildiği için öğretmenine teşekkür etti. Onun sayesinde tekrar ayakta kalmayı başarabilmişti. Aslında böyle bir anı aklında bile yoktu. Puslu diyarlara adımını attığı an onunla karşılaşmıştı. ‘Bu bir rastlantı mıydı? ‘ Hayır, rastlantı olamazdı. Ustası onu kolluyordu, yardım ediyordu ona. Bu düşüncenin verdiği sıcaklık içini ısıtırken saldırıyla birlikte güçlenmiş büyüsünü devam ettirmeye başladı. Asasını ileri doğrulttuğunda küreyi oluşturan parlaklık Dragonat’ın ucunda birleşti helezonlar çizerek. Hasmına küçümseyici bir bakış atan genç seherbaz kararlılıkla yoğrulmuş büyüsünü serbest bıraktı. Asanın ucunda patlayan ışık sağanağı tsunami misali hedefe doğru dalışa geçti.









Rp Out:

Alba Culasus: Hem saldırı hem de savunma büyüsü olarak işler. Büyü yapıldığı anda kişinin etrafında bembeyaz bir küre oluşur. Yapılması büyük bir kararlılık gerektirir ve yapanın büyüyü yaparken kararlılığını arttıracak bir anıya konsantre olması gerekir. Kalkana çarpan büyünün gücünü kalkan soğurur ve daha da güçlenir. Daha sonra yapanın isteğiyle küre halindeki parlaklık asanın ucunda birleşip güçlü bir ışık sağanağı şeklinde hedefe akar. Hedefte büyük fiziksel ve ruhsal açılara sebep olmakla birlikte kişinin büyü gücünü belli bir süre düşürür. Bu düşüş hedefin gücüne göre değişiklik gösterir.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Stefan Miroslav
Büyücü
Büyücü


Kayıt tarihi : 13/11/10
Mesaj Sayısı : 69
Mücadele Tarafı : Rilius.
Belirgin Özellikleri : Kadim Drautia, kara büyücü.

MesajKonu: Geri: Büyücülerin Karanlık Şafağı.   Ptsi 15 Kas. 2010, 20:40

Hayatı boyunca savaşmış olmasının verdiği bir yorgunluktan mı, yoksa asasının ucundan çıkan güçlü lanetin bedeninden çaldığı enerjiden midir bilinmez, sanki daha fazla hareket edemeyecekmiş gibi hissetmesine sebep olan güçlü bir uyuşma bütün uzuvlarına yayılıyordu. 'Dur artık...' İçindeki öfkeli sesin haykırışı, mantığının cılız sesini bastırarak üstün gelirken görüşünün giderek kararmaya başladığını fark etti. İçine dolan korkuya hâkim olamazken istemsizce büyüyü kesti ve hasmına baktı. Gözlerini kısmasına sebebiyet veren bir parlaklık bütün dünyasını kaplarken ne yapacağını, aslında daha 'ne yapabileceğini' bilmiyordu. Gerçekten de yerçekimsiz bir ortamda oradan oraya sürükleniyormuş gibi hissediyordu. Vücuduna çarptığını hissettiği kavurucu güçle geriye doğru fırlar ve bir ağaca çarparken bu derece güçlü bir ışık savaşçısının karşısında en ufak bir şansı bile olmadığı düşüncesiyle gözlerini kapattı ve kolundan başlayarak bedenine yayılmakta olan acı dalgalarının akışına bıraktı kendini. 'Asanı indir savaşçı...' Yüzünü delice bir gülümseme kaplar, artık ölüyor olduğunun bilincinde kendini yüzüne çarpan rüzgâra bırakırken dünyasını kaplayan hissizlik, uyuşma etkisinin ötesinde bir acı veriyordu ona. 'Artık bitti, bitiyor...' Ölümün ona yaklaştığını hissederek kollarını açarken aniden gözlerinin önünde beliren siluete bakakalmıştı. 'Marcus?' Dudaklarından dökülen bu fısıltının ardından iyice açılan gözleri, ustasının varlığını kavradığını gösterirken Stefan bedenindeki acıların hafiflediğini ve ruhuna gücün dolduğunu hissetti. 'Bunun için savaşmadın çocuk.' Öğretmeninin yüzünü kaplamış olan şefkat ve sevgi dolu gülümseme karşısında mest olurken, bu hayran olduğu adamın sesi bir kez daha yankılanmıştı kulaklarında. 'Kim olduğunu asla unutma...'

Gözlerini açtı ve etrafına baktı. Giysileri üstünde tüten dumanın iğrenç kokusu karşısında yüzünü buruştururken, bakışları asa tutmayan koluna doğru kaydı ve gözleri şaşkınlıkla açıldı. 'Ne?' Yırtılmış gömleğinin altında görünen çıplak derisi büyük miktarda kanla ıslanmış, artık daha fazla emici özelliği kalmamış olan kumaş, kanı aşağıya doğru damlatmaktaydı. Ağzını açarak bağırmak istemesine rağmen vücudunda enerji kalmamış olmasının verdiği bir yorgunlukla tekrar olduğu yere çökerken, aciz ve zayıf hissetti kendini. Ama yapabilirdi, başarabilirdi. Ustasının sıcaklığını kalbinin en derinlerinde hissederken, bedenine güç dolduğunun bilincine vardı ve gülümsedi. Asasını yavaşça yukarı kaldırdı ve derinlerden gelen bir güç dalgasıyla fısıldadı. 'Incarvios Absorbe Perxio.' Büyünün ilk başta yavaş ve hissedilmez olan etkisi giderek büyür ve bedenine enerji doldururken acıyla kısılmış olan gözlerini açtı ve etrafına baktı. Çeşitli bitki ve canlıların içinden süzülürcesine çıkan hayaletimsi şekiller göğsünden içeri giriyor, her karanlık enerjinin bedenine dokunmasının ardından yumuşak melodillerin işlediği ruhu güçleniyordu. Uzuvlarına yayılmış olan uyuşukluktan kurtularak ayağa kalkarken büyünün etkisini sürdürmeye devam etti. Giderek güçlendiğini, mükemmel kara büyünün verdiği enerjiyle tanrısallaştığını hissederken bir kahkaha attı. 'Bedenime zarar veremeyecek kadar aciz olduğun gerçeğini kabullenmeye başlasan iyi olur, Foren.' Gözlerine yerleşen zafer dolu bakışı, seherbazın üstüne doğrulttu. 'Değersiz hayatına burada, şimdi son vermek benim için büyük bir onur.' Asasını yukarı doğru kaldırır ve gerekli sözcükleri haykırırken, sözcüklerin verdiği kadim kuvvetle hafifçe yükselmişti. 'Şimdi ismimi öğreneceksin!' Necrolum'u savurarak bağırdı; 'Drautia!'

Hayatı boyunca sadece bir kez kullanmış olduğu büyünün gücüyle enerjisiz kalmaktan çok daha da büyüdüğünü, gerçek anlamda karanlığı tattığını hissederken asanın ucundan fırlayan siyah alevden dillere bakıyordu. 'Muhteşem...' Görmemişti daha önce böyle bir zerafet. Birbirleriyle âhenk içinde danseden bu karanlık alev dalgalarının yarattığı kötücül hava içinde kendi gücünün zayıflığını fark etti ve güldü. Gülüşü güçlü bir kahkahaya dönüşürken durmayacakmışçasına akın eden alevler doğruca Foren'in üstüne ilerledi.


Stefan demiş ki:
Incarvios Absorbe Perxio; etraftaki bitki ve hayvanların ruhanî enerjilerini soğurarak büyücünün kendi bedenine aktarmasıdır. Ancak kara büyücülerin yapabildiği bir büyü olup, enerjisi çalınan varlıkları ölüme terk eden bir etkisi vardır. Kötücül bir ruh ve büyük irade ister. Etkinin devam ettirilmesi sürecine bağlı olarak büyücünün bilincini veya aklını yitirmesi muhtemeldir.

Drautia; Stefan Miroslav için kara büyücü topluluğu arasında hiyerarşik sırasını temsilen yaratılmış bir büyüdür. Eski zamanlardan şimdiye taşınmış olan bu gelenekte, yükselmek için öldürmek zorunluluğunda olan kara büyücü toplumları arasında gerçekleşen düellolarda son büyü her zaman büyücünün 'kendi' büyüsüdür. Ruhundan bir parçaya bağlanarak sadece onun enerjisiyle kullanılabilen bu büyü, 'Gölge Alev' anlamına gelmekte olup sözcüğün kökeni kadim büyücülerden gelmektedir. Stefan bu büyüyü yaptığında Gölge Alev onun gücüne güç katar ve engellenemez derecede güçlüdür. Ölüm büyüsü gibi, herhangi bir tılsımla durdurulamaz. -Asanın ucundan çıkan muazzam bir karanlık alev sütunuyla kurbana doğru ilerler ve kişinin bedeniyle beraber 'ruhuna' işler.-
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Foren Alator
Seherbaz
Seherbaz
avatar

Gerçek Adı : Yargı Bilgiç
Yaş : 27
Kayıt tarihi : 09/09/10
Mesaj Sayısı : 504
Mücadele Tarafı : aydınlık
Belirgin Özellikleri : Merak, arkadaşlarına bağlılık, maceraperest
RP Sevgilisi : Galadrıel Lûthien

MesajKonu: Geri: Büyücülerin Karanlık Şafağı.   Ptsi 15 Kas. 2010, 22:00



Sanki bir patronus büyüsü yapmışçasına terlemişti. Kendisine ağır gelmekte olan bedeni sıcak bir yatağın özlemini çeker gibi bükülmüştü. Derin derin nefesler alıyor artık bu işin sonlanmasını istiyordu. Büyüsünün işe yaradığını görürken de bir heyecana kapılmamıştı. Beklediği son geliyor olabilirdi; fakat bu ana konsantre olamıyordu şuan. Zihnindeki bulanıklık onu sanki bir bataklığa sürüklemekteydi. Drautia’nın yaptığı büyüyü gördüğü sırada artık ağzı açık kalmıştı. Ruhani enerjiler diye tarif edebileceği şeyler adamın bedenine giriyordu ve onu güçlendiriyordu sanki. ‘Böyle bir gölgelerin efendisiyle nasıl savaşılabilir?’ Yenilgi düşüncesi artık tüm benliğine hakim olmuştu. Umutsuzluk yükseliyordu yüreğinin derinliklerinden. Fakat hiç korkmuyordu. Aksine yıllardır beklediği, özlemini çektiği bir arkadaşını görecek olmanın huzuru içindeymişçesine gülümsüyordu. ‘Hadi artık gel. Gel de beni huzura kavuştur! ‘ Vücudunu dikleştirdiği sırada gidiş bileti hasmının asasından fırlamıştı. Herhangi bir savunma yapmaya niyeti yoktu. Zaten büyüyü durdurabileceğinden emin değildi. Ellerini iki yana açıp beklenti dolu gözlerle büyüye odaklanmıştı…

Büyü kendisine çarptığı anda tüm kavramların önemi kalmamıştı kendisi için. Aklındaki tek şey vücudunda ve ruhunda hissettiği kavurucu acıydı. Yüz üstü yattığı toprakta kokusunu aldığı çimenler acısını sarmaya çalışsada başarılı olamıyordu. Izdırabı büyüktü hem de çok büyük. Acı içinde yummuş olduğu gözleri her şeyin bitmesini istercesine kasılmıştı. Gövdesindeki ve bacaklarındaki kesiklerden yayılmakta olan kan toprağı sulamaktaydı. Acısına toprağı da kattığının bilincinde değildi. Hatta bilinci kapanmak üzere bile olabilirdi sonsuza dek. Kesik kesik öksürüklerle gözlerini açtığında ilk olarak bulanık görüntüler gördü. Başındaki ağrıyı def etmek için başını sallarken gözlerinin önünde bir zamanla birlikte savaştığı Flavus ve sekiz arkadaşını görünce öldüğünü düşündü. ‘Öldüm de cennete mi geldim?’ Kendisine güven verircesine bakan dokuz yüz. Hepsini de öyle çok özlemişti ki ölmeyi daha çok istedi bir an. Zihnine doluşan kendisine ait olmayan düşünceler bir an tüylerini ürpertti. ‘ Kalk ayağa Foren. Vazgeçmek için çok erken. ‘ Gözlerini kırptığı anda giden görüntülerin yerinde şimdi birkaç ağaç vardı.

Derin aldığı nefesler eşliğinde yerde kaldığı süre içerisinde güveni yerine geldi. Bu zamana kadar pes etmemişti. Şimdi de edemezdi. Değer verdiği her şeye ihanet etmiş olurdu. Yaraları ona her ne kadar acı verse de katlanılır bir seviyeye inmişti sanki. Hareket etmeye çalıştıkça acıyan vücuduna inat tekrar doğrulabilmeyi başarmıştı. Bedenindeki yaralardan akan kanlara bakarken yüzünü tiksinti ve ızdırap dolu bir ifade kaplamıştı. Kanıyla kutsanmış elbiseleri üstünde ağırlaşmıştı. Biraz sıksa üzerinden kan akardı. Delici bakışlarını Drautia’ya diktiği an alevlenen öfkesinin gölgesi gözlerinde oynaşmaktaydı tekrar. “ Senden daha iyisini beklerdim Drautia… Tüm yapabildiğin bu mu? “ Sesindeki alayın belirgin olmasına rağmen acıdan titeyen nağmeleri gizlemeyi başaramamıştı. Adamın yaralı koluna bakışları ilişince içinde bir hazzın şerbetli sıcaklığı dolaşmaya başladı. Karanlık büyücüye artık gereken dersi verecekti. Tüm vücudunu paramparça edecekti ve kimse onun bir parçasını bile bulamayacaktı. Asasını ileriye doğrulttuğu sırada elinden geldiğince konsantre olmaya çalıştı. Yapacağı büyünün gücü konsantrasyonunun gücüne göre katlanırdı ve en yüksek seviyede yapmak istiyordu. Şakaklarında akan terle birlikte sihirli sözcükler önünde boşluğa yayıldı: “ Sonorum Maxima! “ Asasından çıkıp geniş bir alana yayılarak ilerlemeye başladı. Etrafta ne kadar canlı cansız varlık hepsinde tahribata yol açarak azgın bir nehir misali hedefine doğru gidiyordu. Büyünün etkisiyle etrafta olaşan sonic rüzgalar ise Foren’in yüzünde dalgalanıyordu.






Rp Out:


Sonorum: Ses Bombası olarak bilinen büyüyü 15. yüzyılda kendilerini Mısır'da Piramit Muhafızı olarak tanıtan büyücüler bulmuştur. Büyü her ne kadar basit görülse de aslında bir irade gücüyle yapılır. Bu gücün kullanılışına göre büyünün başarısı değişir. Büyü yapıldığında etrafa ses dalgaları yayar. Asasının hedefinde olan canlı varlıklar geçici sağır/ sağır olabilir, biyolojik sorunlarla karşılaşabilir. Cansız varlıklara da etki eden bu büyü etrafın kırılıp dökülmesine yol açabilir. Büyü devam ederken Maxima büyülü sözcüğüyle büyünün gücü artırılabilir fakat bunun için de büyücünün belirli bir güçte olması gerekir. Aynı zamanda Sonorum Maxima diyerek de büyü gücü baştan artırılmış bir şekilde bu büyü yapılabilir.Büyücü veya cadı, gücü buna izin verdiği ölçüde büyünün gücünü katlayabilir. Büyü geniş bir alana yayılabilir, hedefe tek atış ya da seri atış şekline küçük ses topları şeklinde de gidebilir. Bu, tamamen büyüyü yapanın isteğine bağlıdır. Büyüyü yaparken aklından geçirdiği bu 3 tür şekilde işler.


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Stefan Miroslav
Büyücü
Büyücü


Kayıt tarihi : 13/11/10
Mesaj Sayısı : 69
Mücadele Tarafı : Rilius.
Belirgin Özellikleri : Kadim Drautia, kara büyücü.

MesajKonu: Geri: Büyücülerin Karanlık Şafağı.   Ptsi 15 Kas. 2010, 22:38

Karanlık alevlerin arasında adamın kaybolan siluetini tatminkâr bir bakışla izlerken ruhuna dolduğunu hissettiği öfkenin, Necrolum'un ucundan çıkan alevler eşliğinde yok olduğunu fark etti. Canını sıkan ise Foren'in kollarını açarak bu büyüyü kucaklamış, en ufak bir çığlık dâhi atmadan kendini büyüye bırakarak acının içinde sürüklenmeye göz yummuş olmasıydı. Uzun yılların ardından hasmına çektirmek istediği acının karşılığını alamamış olsa dâhi onu öldürmüş olduğu düşüncesiyle gülümserken, büyünün akışını kesti ve çıldırma noktasına geldiğinin bilincinde, uzun süredir yapmamış olduğu bu büyünün onu ne kadar yıprattığını ölçmeye çalıştı. Neyse ki zihni ve kalbi mantıklı bir ritimle işliyor, bedeni ise emirlerine tepki veriyordu. Havada süzülürken büyüyü kesmesinin ardından kaybolan güç eşliğinde kendini aşağıya bırakır ve ayaklarının üstüne yumuşak bir iniş yaparken, yerde yatan aciz bedenle buluştu gözleri. 'Kimin daha güçlü olduğunu görüyor musun, Foren?' Acımakta olan koluna parmaklarının ucuyla dokunup koyu renkli sıvının kayganlığını hissederken yüzünü buruşturdu. Asası Necrolum'un kemikten sapını daha sıkı kavrarken böyle bir savaştan sağ çıkabilmiş olmasının şaşkınlığı dolmuştu içine. Neyse ki her şey bitmiş, düşmanını haklamayı başararak geleceğine açılan yolun önünde duran geçmişini temizlemişti. 'Artık yazgım devam edebilir.' Dudaklarından fırlayan bu kelimelerin ardından bakışları meydanda oluşmuş olan tahribata kaydı. Daha temiz bir iş çıkarmayı isterdi, fakat seherbazın gücü tahmin ettiğinden daha çok çıkmıştı. Kara büyünün altında ezilmesi ve yok olması gerekirken bu derece ışığa bağlı büyülerle ona saldırması, elbette Stefan'ı epey bir afallatmıştı. Tarih boyunca kara büyünün etkilerine karşı koymayı başarabilen nadide ışık savaşçılarından biri olarak kayıtlara geçmesini önlemiş olmaktan memnun, bakışlarını yavaşça cesede doğru çevirdi.

Bu imkânsızdı. Foren Alator, ayakları üstünde durmuş asasını ona doğrultuyordu. 'Sen, nasıl?' Sormasına fırsat kalmadan seherbazın dudaklarından fırlayan alaycı sözcüklerle sinirlenir ve Necrolum'u son bir atış yapmak üzere kaldırırken, adamın gözlerinde gördüğü umursamazlık bir an için onu etkiledi. Sanki ölmesi umrunda değilmiş, son gayesi Stefan'ı haklayarak göçüp gitmekmiş gibi bakıyor, ölümüne yapılan bu düellonun sonucunun kendi ölümüne mâl olsa bile bu kara büyücünün de göçmesi olduğuna dair belirgin işaretler veriyordu. 'Ölüm dediğin bir oyun Stefan. Onu haklamak da mümkün.' Güldü ve düşmanının harekete geçtiğini fark ederek onunla aynı anda bağırdı; 'Screxius Maxima!' Asasının ucundan büyük bir uğultuyu da beraberinde getirerek yayılmaya başlayan dalga, aynı derecede büyük bir sesle üzerine gelen büyüyle çarpışırken ortada oluşan elektriklenmeyle bütün tüylerinin dikildiğini ve vücudunun gelen şokla titrediğini hissetti. 'Yap şunu Stefan.'


Stefan demiş ki:
Screxius Maxima; güçlü bir basınç büyüsüdür. Etki ettiği cisim ve varlıkların, yüklü miktarda basınç altında kalmasına sebep olarak patlamalarını sağlar. En sert materyallerin bile bu büyü karşısında duramadıkları kanıtlanmış olup ancak güçlü büyücüler tarafından kullanılabilmektedir. İradenin yanında dayanıklı bir fizik de büyünün gücüyle büyüyü yapan kişinin geriye savrulmaması için gereklidir. Ağır tahribata yol açar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Foren Alator
Seherbaz
Seherbaz
avatar

Gerçek Adı : Yargı Bilgiç
Yaş : 27
Kayıt tarihi : 09/09/10
Mesaj Sayısı : 504
Mücadele Tarafı : aydınlık
Belirgin Özellikleri : Merak, arkadaşlarına bağlılık, maceraperest
RP Sevgilisi : Galadrıel Lûthien

MesajKonu: Geri: Büyücülerin Karanlık Şafağı.   Ptsi 15 Kas. 2010, 23:25



Büyülerin çakışmasıyla meydana gelen elektriklenme tüylerini diken diken etti. Üzerine doğru gelen şoka karşı göz bebekleri büyürken tüm vücudunda acılı bir dalgalanma hissetti. “ Ne olu- “ konuşmasına fırsat vermeyen elektirksel dalgalanma genç seherbazın tüm bedenini kaplayıp bir kasırgaymışçasına dönmeye başladı etrafında. Ardından gelen çığlıkla birlikte ortadan kaybolan seherbaz bir an zamanın donduğunu hissetti. Vücudunda hissettiği basınç yaralarına baskı yaparken çığlığı boğazında düğümlendi. Algı eşiğini aşan acı geldiği gibi giderken saniyenin onda birinde kendini başka bir yerde buldu. Üstüne düştüğü eşyaların içinde acıyla inlerken gözlerini yavaşça araladı. Tanıdık bir görüntüye baktığını düşünürken her şeyi bir anda tanıdı. Lüthien Malikanenin salonundaydı ve üzerine düştüğü masayı kırmış, etraf rüzgara tutulmuşçasına dağılmıştı. “ Ne? “ Güçlükle ayağa kalktığı sırada tüm bu olanlara bir anlam veremiyordu. Şaşkınlıkla dağılmış salonun üstünde bakışlarını gezdirirken Galadriel’in vereceği tepkiyi merak etti. Buraya cisimlenmek imkansızdı. ‘Nasıl geldim buraya? ‘ “ Bu nasıl olabilir? “ Sözcükleri düşüncelerini dillendirirken beceriksizce attığı adımı yerdeki kırık eşyaya takıldığında yüz üstü yere düştü acı içinde. Yüzünü acı ve sinirli bir edayla ekşitti. ‘ Lanet olsun! Ne haltlar dönüyor böyle?’

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Stefan Miroslav
Büyücü
Büyücü


Kayıt tarihi : 13/11/10
Mesaj Sayısı : 69
Mücadele Tarafı : Rilius.
Belirgin Özellikleri : Kadim Drautia, kara büyücü.

MesajKonu: Geri: Büyücülerin Karanlık Şafağı.   Çarş. 17 Kas. 2010, 18:20

Büyülerin ortada buluştuğu noktaya çevirirken bakışlarını, bütün dünyasını kaplamış olan karanlığın bile aydınlanmış olduğu düşüncesiyle sarsıldı. O kadar büyük bir güç ortaya çıkmıştı ki, alana yayılan enerjinin boyutları, etraftaki ağaçların gövdelerini çatırdatacak, kayaların üzerinde çatlakların oluşmasına sebep olacak kadar muazzam boyutlardaydı. Gözlerini kapatıp iradesini büyüsünü güçlendirmek üzerinde toplarken zihninde yankılanan ses, titremesine sebep oldu; 'Bırak, çocuk. Zorlanmanın bir anlamı yok.' İçinden yükselen çığlık, bu rahatlatıcı sesin varlığını bastırmaya yetmez, sözcüklerin gücü onu ele geçirerek bırakmaya zorlarken, yan tarafından yükselen bir kırılma sesiyle kapalı gözlerini açtı ve o tarafa baktı. Onun üç katı kalınlığında bir ağaç kökünden çıkarak ortadaki kıyamet enerjisine katılmak üzere uçuyordu. 'Neler oluyor?' Sihir gücünün geldiği kaynağın içinde çalkalanmaya başladığını hissettiğinde asasının da titrediğini fark etti. Necrolum giderek ısınıyor, kemikten sapını tutmak zorlaşıyordu. 'Yapamam. Onu öldürmeliyim!' Bakışları zorla da olsa aynı duygular içersinde görünen Foren'in üzerine çevrildiğinde, kolları da titremeye başlamıştı. Son bir gayretle kendi sesini bile duyamadığı uğultunun arasında haykırırken, bütün gücünün tavan yaptığını hissetti; 'Morphevius!' Geriye doğru savrulur ve asasıyla büyü arasındaki iletişimi kaybederken içinden kendine ait olmayan bir enerjinin bedenini ele geçirdiğini ve parmak uçlarına kadar bütün uzuvlarına yayıldığını fark etti. Aniden gelen sıkışma hissiyle görüşü çok kısa bir süre karardıktan sonra kendini Hogwarts arazisinde bulduğunu fark edince gözleri şaşkınlıkla açıldı. Ellerinin üzerinde oynayan renk renk kıvılcımlara bakarken, cisimlenmenin imkânsız olduğunu bildiği bu sınırların içine nasıl girebildiği sorusu bütün zihnini meşgul ediyordu.

Stefan demiş ki:
Morphevius; asanın büyü üzerindeki hâkimiyetini, kontrolünü arttırmaya ve bu kontrole oranla gücün arttırılmasına yarayan bir büyüdür. Yapılması basit olsa da kontrol, asanın gücüne bağlı olduğu gibi büyücünün de iradesine ve asasına duyduğu güvene bağlıdır.

K U R G U N U N İ L K A Ş A M A S I.
Bitmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Büyücülerin Karanlık Şafağı.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Ünlülerin yaşları
» Kathleen Stewart

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Fiendfyre :: Yerleşim Merkezleri :: Londra :: Lothlórien Ormanı-
Buraya geçin: