AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Eğlence ve olay.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Louis von Linné
Slytherin VI. Sınıf
Slytherin VI. Sınıf
avatar

Kayıt tarihi : 13/09/10
Mesaj Sayısı : 19
Mücadele Tarafı : Yılan.

MesajKonu: Eğlence ve olay.   Paz 24 Ekim 2010, 23:31

Kurgu: Roma tatili sırasında karşılaşan iki öğrencinin başından geçen bir olaylı gün.
Zaman:
Ağustos aylarının sonları.
Kişiler: Louis von Linné, Juliet De'claire

& Otel Anasis

Kendimi ilk defa olgun hissediyordum. Geceden kalma izleri, kaldığım otelin havuzunda yüzerek gidermiştim. Günün bana ait olan kısmında – akşama kadar – bu büyülü şehrin altını üstüne getirmek için elimden geleni yapacağım. Güzel bir duşun ardından, üzerimi giyindim. Üzerime; siyah bir tişört, altınada diz kapaklarımın üzerinde sonlanan bir şort giydim. Siyah, güneş gözlüğümü geriye doğru taranmış saçlarımın arasına geçirerek, otelin sıkıntılı havasından kendimi dışarı attım.
& Roma sokakları.

Güneşin, bulutlarla hafiften birleştiği bu hava ne sıcak ne de soğuk gibiydi. Yüzümdeki gülümsemeyle yoldan geçenlere bakıyordum. Roma büyük bir şehir olsada, ben bugün bu büyük şehri yürüyerek; gezecektim. Otelin lobisinden aldığım ufak şehir haritasını çıkarıp; önce bulunduğum konumu, daha sonra da ilk seferimi gördüm. Üç yüz, dört yüz metre ilerideki Antik Roma Tiyatrosu. Denize paralel bir şekilde yürüyerek, görkemi, şatafatı ve tarihsel mimarisiyle büyüleniyordum sanki. Bu büyük gizemlere sahip şehri, şehre geldikten bir hafta sonra gezebilmenin sırrı da farklıydı, tabi. El ele gezen aşıklar, bir kenara oturup para sayan dilenciler, kendilerinden geçerek eğlenen birkaç türk turist. Türkler mi ? Ah, türk olduklarını yemek yiyişleri ve kahkahalarından anlamıştım. İşte barbarlar dercesine. Genelleme yaptığımı biliyordum; ama benim gibi Katolik klisesi mensubu biri bunu böyle söylemeli ve düşünmeliydi. Babam, onun babası ve onunda babası. Ailemiz böyleydi, belkide ailedeki bu kendini beğenmişlik bu bakımdan geliyordu. Denizin o güzel serinliğinde sakince ilerliyordum. Yolun karşısında, az uzakta görünen birkaç harabeden oluşan tiyatroyu görmüştüm. Tam sağ tarafında bilgisayarlı bir tabelada font değiştiren bir şekilde: ‘Theatre of ancient Rome ‘ yazıyordu. Gülümsedim, güneşin tam karşıdan gözlerimi almasıyla, gözlüklerimi yavaşca gözlerime indirdim ve karşıya geçtim.
& Antik Roma Tiyatrosu
Büyük bir tünel, tünel boyunca ışıklandırılmış bu tiyatroda oynanan oyunların fotoğrafları. Tünelin sonunda ufak bir gişe, gişenin önünde durup. Karşımdaki görevliye gülümsedim. Görevli: “ Giriş ücreti, 5 Euro. “ Önce başımı sıvazladım, sonra tekrar gülümsedim. Ellerimi şortumun geniş ceplerine sokarak on euro çıkardım ve önünde bir kasa bulunan görevliye uzattım. Tam yönelip üstünü vereceği sırada: “ Ah, teşekkür ederim. Sizin olabilir. “ dedim. Kendimi beğenmiş, şımarık bir çocuk havasında önünden gülümseyerek geçtim. Aydınlığa çıkmıştım. Bölüm bölüm ayrılmış tiyatronun kapalı, yerleride vardı; ama boylu boyunca uzanan sahne ve çevresindeki tribünler hoştu. Fazlasıyla sakin bir ortamdı. Dört beş metrede bir tiyatronun bölümleri hakkında bilgi veren bilgisayarlar mevcuttu. Bir fotoğrafcı, içerideki ziyaretcilerin fotoğrafını çekiyor; sonrasında onlara veriyordu. Gülümsedim ve yavaş yavaş gezmeye başladım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ophelia Carcilly

avatar

Gerçek Adı : Sude
Yaş : 22
Kayıt tarihi : 07/09/10
Mesaj Sayısı : 44
Mücadele Tarafı : Müzik
Belirgin Özellikleri : Dikkat çekici ve alışılmadık derece yeşil olan gözleri

MesajKonu: Geri: Eğlence ve olay.   Ptsi 25 Ekim 2010, 20:42

RP Out: Abbie - NPC

    "Lanet olsun!" Bir güne bu kadar rezalet yeterdi bence. Yazın ortasında ayağımı batırdığım çukura dönüp bir kaç küfür salladım. "Bu gün sana hiç bir yere gitmek istemediğimi söylediğimi hatırlıyorum Abbie.Okul ödevlerine beni alet etme..." İtalya'ya onunla tatile geldiğimden beri hiç bir aksilik beni yalnız bırakmıyordu. "Hey, sakin olur musun? Tatildeyiz... Rahatla biraz!" Benden bir kaç adım öne geçen Abbie'yi takip etmekte zorlanıyordum. Bu kadar minyon bir tipe göre fazla hareketli ve hızlıydı. Cebimde sıkılırsam diye getirdiğim -ki şimdi tam zamanıydı- pembe iPod'umu kavradım ve bir hışım kulaklıkları kulağıma taktım. Dolaşan kulaklığı açmak için çaba sarfederken Abbie'nin yanımda olmadığını farkettim. "Abbie?" Önümde hızlı adımlarla ilerleyen kalabalığı arasından uzayan boynum onu aramaya başlamıştı. Kızıl saçlarını her yerde arasam da onu bulmak mümkün olmuyordu. "Kahretsin, bir bu eksikti!" Neden gelmiştim ki sanki? Başıma bela arıyordum resmen. Güneşin altında askılı siyah tişörtüm ve altında pileli siyah eteğim bile beni rahatlatmıyordu. Terden sırılsıklam olan saçlarımı kulağımın arkasına attım. Geri kalanını da at kuyruğu yaptım ve çantamdaki telefonu aramaya başladım. Parfüm, kitap, bir kaç not kağıdı.... Ah, hayır! Ellerimi iki yana açıp 'Benden ne istiyorsun, canımı mı?!' diye bağırmak istiyordum. Telefonum Abbie'deydi. "Daha kaç kez lanet olsun demem gerekiyor?" Derin bir nefes aldım ve bir turist edasıyla güvenliğin yakınına ulaştım. Niyetim kayıp ilanı falan değildi. Abbie'nin benim yokluğumu fark etmesi ve en yakın güvenliğe gitmesiydi yalnızca. "Nereleresin?! Saatlerdir seni arıyorum!" Kızıl saçlarını gördüğüme sevindiğim Abbie sanki haklıymışcasına bir de bana suç atıyordu. Sesimi oldukça sakin ve duygusuz tutmaya gayret ettim. Pek de zor değildi. "Saatler mi? Yalnızca dakikalardır buradayız. Hem hızlı yürüyen ben değil sendin. Burada ne hale geldiğimi bilemezsin." Abbie daha cümlemin bitmesini beklemeden beni kolumdan tutup sürüklemeye başlamıştı bile. Gözlerimi devirdim ve sakin adımlarla Abbie'ye ayak uydurmaya çalıştım. İşte bu hayatımda yapmak isteyeceğim en zor hamleydi. Ona uyum sağlamak 'imkansız'dır...

    İçeri girmemiz ayrı bir olay olmuştu. Abbie saçma ve sivri sandığı zekasıyla güvenliğe oyun yapmaya çalışmış insanlara rezil etmişti. Hoş o bunları yaparken ben çoktan biletimi alıp onu tanımıyormuşcasına içeri girmiştim. "Hey.. Şu çocuk Hogwarts'tan değil mi?" Koluma yapışan Abbie'nin gösterdiği yöne baktım. Görmekte zorluk çeksem de siması tanıdık olan bir yüze rastlamıştım. "Bilmem, hatırlamıyorum." Abbi bana 'Ah haydi ama-' bakışı atması umrumda değildi. Bir an önce eve gitmek ve -hava ne kadar sıcak olursa olsun- kendimi kaynar suyun altına atmak istiyordum. "Haydi gel yanına gidelim." "Saçmalamaz mısın? Daha o olduğundan bile emin değiliz! Hem muggle olduğunu düşünsene!" "Haydi ama Kate! Ne kaybederiz ki-" Abbie'ye hayır diyememekten nefret ediyordum. Yine sayesinde sürüklenerek çocuğun yanına yaklaşmıştık. Sertçe kolumu çektim. Ne soracağını merak ediyordum. 'Hogwarts'tan mısın' diye sorma cesaretini gösterecek kadar ahmak olamazdı. Bir Gryffindor olsa bile... "Şey, siman tanıdık geldi. Ben Abbie o da Kaitlyn. Tanışıyor muyuz?" En azından Hogwarts'la ilgili bir şeyler dememişti. Rahatlıkla nefes aldım.

_________________
livelovelaugh..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://biestown.yetkinforum.com/forum.htm
 
Eğlence ve olay.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Fiendfyre :: Yerleşim Merkezleri :: Roma-
Buraya geçin: